| Riskteki değişiklikler, göreceli ya da mutlak terimlerle ifade edilebilir. | TED | يمكن التعبير عن التغييرات في المخاطر بشكل نسبي أو مؤكّد. |
| Bu çılgınca çünkü maymunların da şeyleri göreceli değerlendirdiklerini ve aslında kayıplarına kazançlarına davrandıklarından farklı davrandıklarını ileri sürüyor. | TED | هذا أمر جنوني لأنه يقترح أن القردة أيضا تقيم الأشياء بشكل نسبي وتعامل الخسارة بشكل مختلف عن تعامل الربح. |
| Aslında, cihaz üzerinde yeterli miktarda araştırma yaptık ve bunu kesinlikle söyleyebilirim, yani göreceli olarak kesinlikle. | Open Subtitles | أجرينا أبحاثاً كثيرة عن هذا الجهاز ويمكننا قول هذا يتأكيد.. شبه نسبي |
| Beni idealize etmemelisin. Dürüstlük, bir çok açıdan, görecelidir. | Open Subtitles | لا يجب أن تقلديني، الصدق ماهو إلا مصطلح نسبي |
| Ama zaman görecelidir. SG-10'a göre sadece birkaç saniye geçti. | Open Subtitles | لكن كلنا نعلم أن الزمن نسبي بقدر بعد الفرقة 10 عن الثقب |
| İyi görece bir kavramdır. | Open Subtitles | كلمة جيد هي مصطلح نسبي |
| Bu enerji patlaması dışarı giden solucan deliğimizin göreceli olarak yakındaki başka bir yıldız geçidine sıçramasını sağladı. | Open Subtitles | الآن , إذا غرسنا الطاقه في الثقب الدودي للقز إلى بوابة أخرى قريبة بشكل نسبي |
| O kolaydı.Aslında olağanüstü derecede zordu, ama herşey göreceli. | Open Subtitles | حسنا ، كان ذلك سهلا حسنا ، في الواقع ، أنه كان من الصعوبة بمكان و لكن بعد ذلك ، كل شيء نسبي رودني |
| En güvenli yolu onlar biliyor ancak burada "güvenli" göreceli bir kavram. | Open Subtitles | فهم يعرفون الممرات الأكثر أمانا الأمان هنا هو مصطلح نسبي |
| Biliyormusunuz.Dün gece aniden herşeyin göreceli olmadığını anladım. | Open Subtitles | أتعلمون بأني بالليلة الماضية أدركت أن ليس كل شيء نسبي |
| Amerikan halkının göreceli bir güvende yaşamasının tek yolu bu. | Open Subtitles | انها الطريقة الوحيدة التي تمكن الشعب الأمريكي من العيش بآمان نسبي. |
| Belirtmek gerekir ki, zorluk da, dosyaların önemi de göreceli kavramlardır. | Open Subtitles | تذكروا أنه كما في المشقات أهمية الملفات شيء نسبي |
| Bununla birlikte, ben de göreceli kolaylıkla yaptım. | Open Subtitles | ومع ذلك، فأنا أيضاً عبرتُ بسيارتي بأمان نسبي |
| Kuzey ve güney. Tam bir anarşi. Evet ama yine de acımasız ulus devletlerinde göreceli kararlılık bulabiliyorsunuz. | Open Subtitles | الفوضى في الشمال والجنوب وأجل ما زال بإمكانك العثور على استقرار نسبي |
| Şimdilerde o en iyi %20'lik kesimin gücü göreceli olarak azalmaya başlıyor. Fakat daha endişe verici olan insanların aldığı eğitimdeki dengenin durumu. | TED | أما اليوم, فإن قوة تلك الـ 20% بدأت في التلاشي بشكل نسبي لكن الأكثر إقلاقاً هو التعليم الذي يتلقاه الناس العاديون |
| Uzay zamandır, zaman görecelidir. Ve tamamı paradır. | Open Subtitles | الفترة تعني الوقت، و الوقت نسبي و كل هذا يعني المال |
| İçinde olduğumuz evren üç saat içinde mutlak sıfıra ulaşacak. Güvenlik görecelidir. | Open Subtitles | الكون الذي نحن عليه سيصل الى الصفر المطلق بعد ثلاث ساعات الأمان هو أمر نسبي |
| Ama ne şans ki "acil" kavramı görecelidir. | Open Subtitles | و خطأ لكن لحسن الحظ تعريف كلمة "طارئة" نسبي |
| Eee... "Büyüklük" göreceli bir kavramdır, değil mi? | Open Subtitles | هل هو كبير ؟ في الحقيقية "كبير" عبارة عن مصطلح نسبي . |
| Bu benim için sübjektif değil. | Open Subtitles | أجل، حسناً، إنه ليس نسبي من نظري |
| Şey, sanat subjektiftir. | Open Subtitles | حسناً، الفن نسبي |
| Kızınızın kimliği olan yüzünü çıkarmak ve onu size izafi olarak yabancı birine transfer etmek... her ikiniz için de, Hannah'ı yalnız bırakmanıza yol açacak bir felaket olabilir. | Open Subtitles | إزالة وجهِ بنتِكِ، هويتها، ويُحوّلُه إلى غريب نسبي يُمكنُ أَنْ يَكُونَ كارثة لَك كلتا، ناهيك عن هانا. |