| Beni üzen şey bana bir şans bile vermemiş olman. | Open Subtitles | ما يزعجني هو أنك لم تعطني أي فرصة لأثبت ذلك. |
| Burada şu anda seninle konuşuyor olmamın tek nedeni onu durdurmuş olman. | Open Subtitles | السبب الوحيد الذي يجعلني أقف هنا أتكلم معك هو أنك أوقفت ذلك |
| Mesele şu ki, buraya geliyorsun ve hep bir sorun çıkıyor. | Open Subtitles | الأمر هو أنك لما تاتي الى هنا إلا وهناك مشاكل تتبعك |
| Komik olan ne biliyorsu musun, beni ve adamlarımı buraya sürükleyerek yapmak zorunda olduğun tüm piçliğin üzerini örtmek mi? | Open Subtitles | أتعرف الممتع في الأمر هو أنك تريد توريطي أنا ورفاقي في حين أن كل ماعليك فعله هو تنفيذ هذا التهديد |
| Evet, tahminim, sen bir geçişte konuşlanmadın. | Open Subtitles | نعم,تخميني هو أنك لست متمركز في مكان مرور تافه في الخلاء |
| Ve asıl önemli olan bunları çok dikkatli şekilde kurutmanız, düşük bir sıcaklıkta. | TED | والشئ الرئيسي هو أنك يجب أن تجففها بكل حرص، في درجات حرارة منخفضة. |
| Gördün mü, işin iyi tarafı, bu tür şeyleri herkesle konuşabilirsin. | Open Subtitles | أترى, و أفضل جزء هو أنك تستطيع التحدث حول هذه الأشياء |
| Bana koyan tek şey senin bana inanmamış olmandı. | Open Subtitles | الشيء الوحيد الذي يؤلمني هو أنك لم تصدقني |
| Ancak korkunç olan şey, babamın ölümü hakkında nasıl hissettiğimi sormuyor olmanız. | Open Subtitles | ولكن الأمر المرعب هو أنك لم تسألني .كيف أشعر حول موت أبي |
| Şu anda benim için en komik olansa onun buraya senin için geldiğini düşünüyor olman. | Open Subtitles | لكن أكثر الأمور إضحاكاً بالنسبة لي الآن هو أنك تعتقد أنها عادت إلى هنا من أجلك |
| Tek fark, bu sefer bedelini ödeyecek olman. | Open Subtitles | الفارق الوحيد هو أنك ستدفع الثمن هذه المرة |
| Değişen tek şey, artık sırrımızı biliyor olman. | Open Subtitles | والشيء الوحيد الذي تغيّر هو أنك عرفت سرّنا |
| Ama işin garip yanı şu ki... sen kendinden bile saklanıyorsun. | Open Subtitles | لكن الغريب في مسألة الاختباء هو أنك تختبئين حتى من نفسك |
| Yol boyunca bazı çıkıntılar var, ancak büyük hikaye şu ki siz hakikaten burada net bir eğilim yakalayabilirsiniz. | TED | وهناك بعض المطبات على طول الطريق، ولكن القصة الكبيرة هو أنك يمكن أن تناسب عمليا مسطرة فيه. |
| Sorun şu ki Michael hala yanında, değil mi? | Open Subtitles | الشىء الوحيد هو أنك ما زلت مع مايكل أليس ذلك صحيحا؟ |
| Gördüğüm tek şey, iyi bir öğrenci olduğun ve sana saygı duydukları. | Open Subtitles | الشيء الوحيد الذي رأيته هو أنك كنت طالب جيد و أنهم يحترمونك |
| Ama ben, bir şeyi fark ettim. Senin, çok güzel bir kız olduğun. | Open Subtitles | لكن هناك شىء أعرفه فعلاً و هو أنك فتاة جيدة جداً |
| Tek söylediğin bir zamanlar genç olduğun. | Open Subtitles | كل ما تقولينه هو .. أنك في يوم ما كنت صغيرة و شابة |
| - Neyse ne. Kısacası sen bir bok yapmadın. | Open Subtitles | أجل، أياً يكن، المغزى هو أنك لم تحرك ساكناً |
| Ve en önemlisi, sen bir ekip liderisin. | Open Subtitles | ...الأمرُ الأكثر أهمية من ذلك هو أنك قائد الفريق |
| Daha büyük ve daha güçlü olan kendi köpeğinin kayışını bırakırsın. | Open Subtitles | ما تفعله هو أنك تأخذ القيادة من كلبك الكبير الأكثر بخلاً |
| Kitabımın güzel tarafı şu: | Open Subtitles | أجمل ما بكتابي هو أنك لو ليس لديك مائدة، |
| Burada yaşanan olay, senin bu kişilere fazla yakın olmandı. | Open Subtitles | ما حدث هنا ، هو أنك كنت قريب جداً من هؤلاء الأفراد |
| Gereği yok. Önemli olan artık kendinizi daha iyi hissediyor olmanız. | Open Subtitles | لا حاجة لذلك كل ما يهم هو أنك تشعرين بتحسن الآن |