| Güzel haber şu, iki yıl önce yüz şirket belirledik. | TED | الخبر الجيد هو أننا حددنا مئة شركة منذ سنتين مضت. |
| Gerçek şu ki Po Chi Lam'da Çalıntı para bulduk | Open Subtitles | الواقع هو أننا وجدنا المال المسروق في بو تشاي لام |
| Önemli olan, Andy'nin bize ihtiyacı olduğu zaman burada olmamız. | Open Subtitles | ما يهم هو أننا هنا من أجل أندى عندما يحتاجنا |
| Bunun bir diğer yönü de, çok farklı Kağıtfüj'ler yapmış olmamız. | TED | وأحد الجوانب هنا هو أننا نبني أنواعًا عديدة من الطارد الورقي. |
| İşin kötü yanı biz bu çeşitliliğin büyük kısmını kaybediyoruz, hem de sürekli. | TED | الأمر المأساوي هو أننا نخسر الكثير من هذا التنوع اللغوي في كل وقت. |
| Ve bunun nedeni, II. Dünya Savaşından sonra, tarım uyglamalarımızı değiştirmemiz. | TED | والسبب هو أننا غيرنا أساليبنا في الزراعة بعد الحرب العالمية الثانية. |
| Bunun anlamı ise sağlıklı ve eğitimli daha fazla insan istiyoruz. | TED | وما يعنيه ذلك هو أننا نريد مزيد من الناس الأصحاء والمتعلمين. |
| Düşünmenizi istediğim asıl konu bu. Filtrelerimizle savaşmamız gerekiyor. | TED | إذن الشيء الذي أريدكم ان تفكروا فيه هو هو أننا يجب أن نصارع اختيارتنا |
| Buradaki asıl nokta sosyal çevreyle bir şeyler yapabiliyor olmamızdır. | TED | والموضوع هنا هو أننا يمكن أن نفعل أشياء باستخدام البيئة الاجتماعية. |
| Bunun güzel yanı, herkesin aynı amaç uğruna çalışıyor olması. | Open Subtitles | لكن الأمر الجيد هو أننا نعمل من أجل قضية واحدة |
| Problemin bir kısmı dünyaya ulus devletlerin objektifinden bakıyor oluşumuz. | TED | حسنًا، جزء من المشكلة هو أننا مازلنا ننظر إلى العالم بعين الدول الوطنية. |
| Peki, iyi bir şey bizim kendi yenilmez birisi var olduğunu. | Open Subtitles | حسناً ، الشيء الجيد هو أننا نمتلك شخصاً منيعاً عندنا |
| Dediğim şu ki, bence biz buna bir son vermeliyiz. | Open Subtitles | ما أريد قوله هو أننا يجب أن ننهي ما بيننا |
| Demek istediğim şu ki, evimizde zaten birkaç İncil var. | Open Subtitles | الذي أعنيه هو أننا عندنا أكثر من توراه في المنزل |
| İyi haber şu, o şeyi iki defa yere serdik. | Open Subtitles | الخبر السار هو أننا أوسعنا هذا الشيء ضرباً لمرتين الأن |
| Ama iyi haber şu ki, cinayet silahının üzerinde bir eşleşme bulduk. | Open Subtitles | والنبأ السار هو أننا وجدنا تطابقاً من الحمض النووي على سلاح الجريمة |
| Önemli olan, Andy'nin bize ihtiyacı olduğu zaman burada olmamız. | Open Subtitles | ما يهم هو أننا هنا من أجل أندى عندما يحتاجنا |
| Oradaki neydi bununla ilgili şuan konuşmayalım. Önemli olan tekrar kavuştuğumuz. | Open Subtitles | ليس علينا أن نتحدّث عن ذلك الآن الأهم هو أننا استعدناك |
| Birincisi biz artık emniyetli bir şekilde sağlıklı beyin aktivitesine kulak misafiri olabiliyoruz. | TED | الأمر الأول هو أننا نستطيع الآن أن نتجسس بأمان على نشاط دماغ سليم. |
| Ayrıca aksini düşünmelerinin tek nedeni biz zavallı kamu görevlileri her zaman gelecekte rüşvet verecek yağlı özel sektörler araması. | Open Subtitles | والسبب الوحيد الذي يعتقدون أنه يميل في الاتجاه الآخر هو أننا فقراء، موظفي القطاع العام نتطلع دائما عن بعض الدهون |
| Şimdi yapacağımız şey ise değişik şekil ve boyutlardaki davullara bakmak. | Open Subtitles | لذا مانفعله هو أننا سنبحث عن أشكال وأحجام مختلفة من الطبول |
| Bu şeylerin değerli olmasının tek sebebi böyle olması gerektiğine dair karar vermiş olmamızdır. | TED | السبب الوحيد لوجود قيمة لمثل تلك الأشياء هو أننا جميعًا قررنا أنها ذات قيمة. |
| ve tuhaf olan ise toplumumuzun çoğunun son derece uykusuz olması. | TED | وما هو استثنائي حول الكثير من مجتمعنا في هذه الأيام هو أننا في محرومون بشدة من النوم. |
| Söylemek istedim diğer husus... Scorpion saldırı helikopterlerine karşı... hava muharebesine girişecek oluşumuz. | Open Subtitles | ما أستطيع قوله الآن لكم هو أننا سنحارب جواً |
| biz vampirlerin en çok korktuğu şey bizim de sizden korktuğumuzu öğrenmeniz. | Open Subtitles | والشيء الذي نحن مصاصي الدماء... نرتعب للغاية من معرفتكم بشأنه... هو أننا نخافكم كذلك. |
| ama böyle işlemiyor. Çünkü yaptığımız şu; popomuzdaki yağları aldırıp | TED | لكنها لا تعمل بنجاح . لأن ما نفعله هو أننا نأخذ الدهون من مؤخرتنا |