İnanılmaz güçlü devletin kudretli ve alçak güçleri bağımsızlık, bireysellik ve fırsat konseptlerine eğilimi kolektifleştiriyor. | TED | بسبب قوى ذات نفوذ وشريرة للحكومة العاتية جدًا، التي تسحق الميول المشتركة للحرية والفردية والفرصة. |
Her şey belli: Gerekçe, fırsat. | Open Subtitles | انه يبدو الفاعل المثالى, الدافع, والفرصة |
Bir şey yapmak zorundaydım. O Cuma elime bir fırsat geçti. | Open Subtitles | كان علي فعل شيء والفرصة طرحت نفسها ذلك الجمعة |
Daha önce sıradan halkın, hiç bu kadar özgürlüğü ve fırsatı olmamıştı. | Open Subtitles | لم يحظوا الناس العاديين بهذه الحرية والفرصة من قبل |
Bu da imkanı ve fırsatı var demek oluyor. | Open Subtitles | مما يعني أن لديه الإذن بالدخول والفرصة أيضاً |
Şans, hazırlığın fırsatla buluştuğu andır. | Open Subtitles | الحظ هو عندما يتلاقى الأعداد والفرصة عليك الأعداد للحياة التي تريد |
İmkânın, sebebin ve fırsatın var. | Open Subtitles | ولديك الوسيلة والدافع والفرصة. |
Ve bu çalışma, başarı ve fırsatlar hakkında neyi bilmediğimizle başlar. | TED | ويبدأ هذا العمل مع عدم معرفة ما نعلمه حول النجاح والفرصة. |
Bana göre çözüm bu. fırsat verilmeye, ekonomik akıcılığa, çünkü aşırıcılık kendini karanlık ile besler. | Open Subtitles | وبالنسبة لي فالحل هو اعطائهم النواة الاقتصادية والفرصة للتعبير السياسي |
Günün önemli olaylarını tartışabileceğimiz bir fırsat değil midir? | Open Subtitles | والفرصة بمناقشة المشاكل اليوميّة الهامّة ؟ |
Takip edecek veya dönüp gidecek, hangisi bir fırsat oluşturabilir? | Open Subtitles | هل يتبعه أم يرتدّ مُدبرًا والفرصة سانحة؟ |
Elimizde suça teşvik, kanıt ve fırsat var. | Open Subtitles | لدينا الدافع، والأدلة والفرصة لنربح القضية. |
Gelecek herkese umut ve fırsat sunuyor. | TED | يوفر المستقبل الأمل والفرصة للجميع. |
Bu yemek davetlerinde insanları çiftliğin içine getiriyoruz, onlara çitçilerle konuşmaları için bol zaman ve fırsat veriyoruz ve sonrasında tarla turuna çııyorlar. | TED | هذه وجبات عشاء حيث نحضر الناس إلى المزرعة، نعطيهم الكثير من الوقت والفرصة لمقابلة المزارعين وتحيتهم ومحادثتهم، وبعدها يأخذون جولة في المزرعة. |
Arz, talep, büyük fırsat. | TED | انه العرض والطلب .. والفرصة السانحة |
Suça iten sebep, güç ve fırsat mevcut. | Open Subtitles | كان لديكِ الدافع والوسائل والفرصة. |
Nedeni, amacı ve fırsatı olan da o ve bir de olay mahalinde onu teşhis eden bir tanık. | Open Subtitles | ...الذي لديه الدافع والوسيلة والفرصة وحُدّد من الشاهد الوحيد على الجريمة |
Nedeni ve fırsatı vardı. | Open Subtitles | لديه الدافع والفرصة. |
Ve böylece Bay Gildea'nin karısını öldürmek için, gerekli donanımı, sebebi ve fırsatı olduğu sonucuna vardım. | Open Subtitles | وبهذا قمت بإستنتاج ان السيد (جيلداي) لديه الوسيلة الدافع والفرصة لقتل زوجته |
Başarı, hazır olma hâlinin fırsatla bir araya gelmesidir. Zamanın geldiğinde hazır ol. | Open Subtitles | النجاح مزيج بين التحضير والفرصة كوني فحسب مستعدة حين يأتي وقتك |
Şans, hazırlığın fırsatla buluştuğu andır. | Open Subtitles | الحظ هو عشا يتلاقى الأعداد والفرصة |
Sebebin ve fırsatın vardı. | Open Subtitles | لديك الدافع والفرصة |
Bunun için nedenin ve fırsatın vardı. | Open Subtitles | لديك الدافع والفرصة. |
Eğitim ve fırsatlar konusunda nasıl iyi kararlar alınır öğrenmedim, ki 21. yüzyılın bu bilgi ekonomisinde bir şansın olması için bu kararlara gerçekten ihtiyacın var. | TED | لم أتعلم كيفية اتخاذ قرارات صائبة حول التعليم والفرصة علي القيام بها وأن تملكوا الفرصة حقاً للمعرفة الاقتصادية في القرن الواحد والعشرين. |