| Sanırım bu durum hem kendim, hem de çevremdeki pek çok insan için önemli bir şeyi söylüyor; hepimiz mutlu bir beklenti hâlinin ve yılgınlığın karışımıyız. | TED | أعتقدُ بأن هذا القول يعبّرُ عن الكثير بالنسبة لي، ومعظم ممن أعرف من الناس، بأننا خليط من الترقب السعيد والفزع. |
| Yüzünün panik ve gurur karışımı bir görünüşü vardı. | Open Subtitles | النظرة على وجهها كانت خليطاً من الفخر والفزع |
| Ama belli ki sonra korkunç şeyler oluyor ve ben de dehşet ve korkuyla dolup kendi benliğimin dışına çıkıyorum. | Open Subtitles | لكن بالتأكيد أمور مروعة تحدث وأنا وقعت فيها مع الرعب والفزع وأنا أقف بعيداً عن نفسي |
| Onlar için en büyük tehdit senin gibi panik ve korku yayan parazitler. | Open Subtitles | عمال منجم خائفين، وأكبر تهديد لهم هو متطفل مثلك ينشر الرعب والفزع. |
| Gördün mü, korku ve paniği güce dönüştürmek için sadece bir saniyen var! | Open Subtitles | أرأيت، لديك فقط ثانية واحدة لتحول الخوف والفزع الى قوة - قوة! |
| Şaşkınlık, sıkıntı ve panik yaratır. | Open Subtitles | ستوجد الكثير من الحيرة و الإجهاد والفزع |
| Adamkökü ruhların içine nüfus eder korku ve dehşet benliklerini yoldan çıkarır. | Open Subtitles | نبات "اليبروج" يخترق فجوات معينة في الروح مُحرفًا العقل الباطن لصورة من الخوف والفزع |
| Korku ve panik salmışlar ve sonunda | Open Subtitles | نشروا الخوف والفزع وأسوء من كل ذلك |
| Büyük hayal kırıklığına uğradım ve şoke oldum. | Open Subtitles | إني في شدة الاحباط والفزع. |
| - Beni rahat bırak. Dehşete düştüm ve çok şaşırdım. | Open Subtitles | انا أعلن عن الرعب والفزع |