| Homer'dan bunu getirmesini ben istedim. Sınıfta göstermek için. | Open Subtitles | سيد ترنر أنا طلبت من هومر أن يحضره لنعرضه فى الفصل |
| Ne tür bir ajan sokakta ölü gibi yatıp birinin onu buraya getirmesini bekler? | Open Subtitles | يحتضر في الشارع آملاً أن يحضره شخص الى هنا ؟ |
| İlk getirdiği mimarı kovdu, ve George adında haftalığı 5 dolar olan bir usta getirdi. | Open Subtitles | بناهُ مليونيراً في مطلع القرن لميراثه الدائم والغريب في الأمر أنّه طرد أول مهندس يحضره |
| Okuldaki öğle yemeklerine gidemiyor ya da Mason'ın eve getirdiği fen bilgisi projelerini göremiyor. | Open Subtitles | لايمكنها الذهاب ليوم الأمهات في المدرسة أو رؤية مشروعه العلمي الذي يحضره للمنزل |
| Birinin onu buraya getireceğini nerden çıkardın? | Open Subtitles | مالذي يجعلك تعتقد ان شخصاً ما يحضره هنا ؟ |
| Edward kendi getireceğini söylemişti. | Open Subtitles | أدوارد قال أنه سوف يحضره بنفسه |
| Köpeği varsa neden okula getirsin ki? | Open Subtitles | ولماذا يحضره للمدرسة إن كان لديه كلب؟ |
| Kolay bir doğumdu. Baban burada bulunamadığı için üzülmüştü. | Open Subtitles | كان انجابا مثاليا أبّاك كان آسفا انه لم يحضره |
| Ona getirmemesini söyle. | Open Subtitles | ؟ بإمكانك أن تطلبي منه ألا يحضره |
| Sipariş vermiyorsun. Adam önüne getiriyor. | Open Subtitles | ليس عليك أن تطلب الطعام فذاك الرجل يحضره من تلقاء نفسه |
| Kardeşimden yarın size getirmesini rica edeceğim. | Open Subtitles | يستطيع أخى أن يحضره لك |
| Buraya getirmesini soyle. | Open Subtitles | دعه يحضره إلى هنا |
| - Buraya getirmesini söyledim. | Open Subtitles | لقد أخبرته بأن يحضره هنا |
| Peki ama sadece lazanya ve pazar günleri getirdiği fazladan yiyecekler için yaparım. | Open Subtitles | حسناً، لكن أنا أفعل هذا فقط من أجل لازانيا والطعام الإضافي الذي كان يحضره للمنزل يوم الأحد |
| Bana 9:15'te çay getirdiği zamana kadar bütün evi temizlerdi ve bunu o kadar sessiz yapıyordu ki 14 senede beni bir kez bile uyandırmadı. | Open Subtitles | و فى الوقت المحدد كان يعد لى قدح الشاى الخاص بى و يحضره لى فى تمام الساعه التاسعه و الربع ثم يقوم بتنظيف المنزل بأكمله و كان يفعل ذلك بمنتهى الهدوء و على مدار 14 عاما لم يقم بإيقاظى مطلقا |
| Tehlike olarak bir kişiye ve herkese Bir yabani, getireceğini sanmıştım Rolfe'un. | Open Subtitles | وحشي، إعتقدت ماستطاع رولف أن يحضره |
| Lee birkaç hafta önce benim yerime bir paket almıştı ve Jake'e getireceğini söyleyip durdu fakat getirmedi, ısrarcı olmamızın nedeni tamamen bu. | Open Subtitles | ولمْ ينفك عن إخبار (جيك) أنّه سيحضره له .لكنّه لم يحضره أبدًا، لهذا نحن نتطفل بوقاحة |
| Tripp'e söyleyeyim de DNA örneği almamız için getirsin. | Open Subtitles | سأجعل " تريب " يحضره لنحاول الوصول إلى مرجع حمض نووي |
| Kolay bir doğumdu. Baban burada bulunamadığı için üzülmüştü. | Open Subtitles | كان انجابا مثاليا أبّاك كان آسفا انه لم يحضره |
| Buraya getirmemesini söylemek de çok akıllıcaydı. | Open Subtitles | وأخبرتيه بألا يحضره حكيم جدا |