| Ama annem ve babam bizden binlerce mil uzakta yaşıyor ve bu yüzden birbirlerini çok sık göremiyorlar. | TED | لكن والدي يعيشان على بعد آلاف الاميال لهذا لا يرون بعضهم كثيرا |
| O ve Annem şu anda Florida'da yaşıyor. Etrafta kolayca gezinemiyor. | Open Subtitles | بحال جيدة ، هو و أمي يعيشان في فلوريدا هو لا ينتقل في الأرجاء بسهولة ، حسبما أظن |
| Büyükbabalarıyla yaşıyorlar, bana nefret hakkında bildiğim her şeyi öğreten adamla. | Open Subtitles | يعيشان مع جدهما. الرجل الذي علمني كل شيءٍ أعرفه عن الكراهية. |
| Anlamıyorum. Zaten beraber yaşıyorlar. Neden evlenmek zorundalar ki? | Open Subtitles | إنهما يعيشان مع بعضهما بالفعل لماذا يريدان الزواج إذا ؟ |
| Teslim olmazsam, o ve burada yaşayan adamlar beni öldürecek. | Open Subtitles | سوف تقتلني هي والشابين اللذين يعيشان هنا ان لم استسلم |
| Gerçekten hoş, sağlam bir yerde oturuyorlar. | Open Subtitles | إنهما يعيشان في مكان لطيف وصحي بالفعل |
| Madam, burada Thomas Malone veya Louis Marini diye biri oturuyor mu? | Open Subtitles | سيدتي هل توماس مالون و لويس مارين يعيشان هنا ؟ |
| Senin annen ve baban da California'da mı yaşıyor? | Open Subtitles | هل أبوكِ وأمِك يعيشان بكاليفورنيا أيضاً؟ |
| İki rakip aynı evde yaşıyor. İş için kötü bir durum. | Open Subtitles | وكيلان متنافسان يعيشان معا,هذا مضر للعمل |
| Pekala, ilk olarak, ailem Ohio'da yaşıyor. | Open Subtitles | حسناً، قبل كل شيء والداي يعيشان في اوهايو |
| - Ebeveynleri ve küçük kardeşi hala orada yaşıyor. | Open Subtitles | مازال والداها و أخوها الأصغر يعيشان هناك. متزوجة؟ |
| Karısı Madhu ve oğlu Lakshman Darjeeling'de yaşıyorlar. | Open Subtitles | لكنّ زوجته مادو و ابنه لاكشمان يعيشان في دارجيلينج |
| - İki tane. - Annemle Kolombiya'da yaşıyorlar. | Open Subtitles | اجل , لدي اثنتان ,وهما يعيشان مع والدتي في كولمبيا |
| Komşumuz bile değiller. Evimizin arkasındaki ormanda yaşıyorlar. | Open Subtitles | حتى إنهما ليسا جيراننا بل يعيشان في غابة خلف شقتنا |
| Eşimle de bizimle yaşayan bir oğlumuz var. Biyolojik babası benim, taşıyıcı annesi de | TED | فأنا وهي لدينا طفلة، الأم والطفلة يعيشان في تيكساس. |
| New York, Bronx'ta yaşayan George ve Charlotte Bronsky çifti bir şey keşfettiler. | TED | جورج وشارلوت بلونسكي، اللذين كانا زوجين يعيشان في برونكس في مدينة نيويورك اخترعا شيئًا |
| Sokağın karşısında oturuyorlar. Evet doğru. | Open Subtitles | يعيشان في الشارع المقابل هذا صحيح |
| Benimkiler 1 saat kadar mesafede oturuyorlar. | Open Subtitles | أعني أن والداي يعيشان على مقربة من هنا |
| Bayan March ve Bay Laurie yakında oturuyor dedim. | Open Subtitles | اتى بهديه زواج. قلت له ان الانسة مارش والسيد لوري يعيشان في المنزل المجاور |
| Fırsatı vardı: Onunla aynı evde yaşıyordu ve yemeklerini hazırlıyordu. | Open Subtitles | كان يملك الفرصة , يعيشان في نفس المنزل ويهيء وجبات الطعام لها |
| Onlar yaşar ve aşıklarken asla diğer tarafa geçiş yapmayacağım. | Open Subtitles | لن أعبر إلى عالم الأموات و أتركهما يعيشان حياتهما السعيده |
| - Aynı çatı altında yaşadıklarını biliyordu sonuçta. | Open Subtitles | اعتقد أنه كان سيعلم هما يعيشان تحت سقف واحد |
| Bu kadar zaman birbirlerine böyle yakın yaşamışlar, ve bunu öğrenememişler. | Open Subtitles | وهما يعيشان في نفس البناية طوال الوقت ولم يجمعا ذلك أبداً |
| Giulia ve Corrado, sanki evlenmiş gibi yaşamıyorlar mı? | Open Subtitles | جوليا و كوررادو ألا يعيشان كأنهما متزوجين؟ |
| Annenle baban artık birlikte yaşamıyor. | Open Subtitles | والداكِ لا يعيشان مع بعضهما في الوقت الحالي |
| Başka yerlerde erkekler ve kadınların birlikte yaşadıkları doğru mu? | Open Subtitles | أهي حقيقة أن،الرجال و النساء يعيشان سوية في أماكنِ أخرى ؟ |
| Bence evlenip sonsuza dek mutlu mesut yaşayacaklar. | Open Subtitles | أعتقد بأنهما سيتزوجان، ومن ثمّ يعيشان في سعادة أبدية. |
| Yani varsayılan kimliklerin altında yaşıyorlardı. | Open Subtitles | هذا يعني أنهما كانا يعيشان بموجب هويات افتراضية |
| - Muhteşemdi. Burada yaşıyorlarmış. | Open Subtitles | انهما يعيشان فى المدينة هنا ايضا |