| Ancak, herkesin mutlu mesut Yaşadığı türden bir hikaye değil.. | Open Subtitles | ولاكنها ليست تلك القصة , التي يعيشها الجميع بسعادة دائمة |
| Ana karakterden bir alıntı var, Arnold kim olduğu ve Yaşadığı hayat hakkında annesiyle konuşuyor. | TED | وكانت هناك تلك الجملة التي قالها أرنولد ، الشخصية الرئيسية ، لأمه عندما كانوا يتشاجرون عنه وعن حياته التي يعيشها. |
| Birinin kederini alıyor ve tüm dünyayı bunu yaşamaya zorluyorsunuz. | Open Subtitles | تأخذون مصيبة شخص وتجبرون العالم على أن يعيشها |
| Birinin kederini alıyor ve tüm dünyayı bunu yaşamaya zorluyorsunuz." | Open Subtitles | تأخذون مصيبة شخص وتجبرون العالم على أن يعيشها |
| Cüce bir hamster gerçekte ne kadar yaşar? | Open Subtitles | كم سنة يعيشها "الفأر الهامستر" في الواقع؟ |
| Onların içinde yaşar sonra da hepsini size verir. | Open Subtitles | يعيشها ثم يقدمها لكم جميعاً |
| Ve burası milyarlarca fakirimizin Yaşadığı yer. | TED | وهذه هي الحياة التي يعيشها المليارات من فقرائنا. |
| Babasını örnek alıyordu ama onun Yaşadığı gibi yaşayamazdı. | Open Subtitles | لقد استطاع ان يقرأ ابيه ككتاب مفتوح و عاش الحياة التي لم يقدر ان يعيشها ابوه |
| Onun Yaşadığı yerde kalamazdı. | Open Subtitles | لم تتمكن من العيش معه بالطريقة التي كان يعيشها |
| Şu ana kadar Yaşadığı şartları düşününce bir şansı olduğunu düşünüyorum. | Open Subtitles | بما أنه نجح بالصمود كل هذا الوقت تحت الظروف التي كان يعيشها تمنحنى الأمل بوجود احتمال كبير أن يعيش |
| Yaşadığı hayat hâlâ anı hayat. | Open Subtitles | الحياة التي كان يعيشها لا زالت هي التي يعيشها الآن |
| Si On'un Yaşadığı hayatı, düzenlemek istiyorum, az da olsa. | Open Subtitles | الحياة التي يعيشها سي ون ، أريد أن استعيد تلك الحياة حتى ولو قليلا. |
| Cinayet, onun yaşamaya değer bir hayata sahip olduğu anlamına gelir. | Open Subtitles | مصطلح القتل يعني أن لديه حياة يستحق أن يعيشها. |
| Hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam ediyordu. | Open Subtitles | كان يعيشها وكأنه لم يحدث شيء وكأنه |
| Onların içinde yaşar sonra da hepsini size verir. | Open Subtitles | يعيشها ثم يقدمها لكم جميعاً |