| Birini görebilmek için Dünya boyunda bir teleskop yapmanız gerek çünkü baktığımız kara delik çok radyo dalgası yayıyor. | TED | لكن لرؤية أحدها، ستحتاج لبناء تلسكوب بحجم الأرض، لأن الثقب الأسود الذي ننظر إليه تنبعث منه موجات إشعاعية وفيرة. |
| Küresel bir teleskop yapacaksanız küresel bir ekibe ihtiyacınız var. | TED | إذا ما أردت بناء تلسكوب عالمي، فستحتاج فريقًا عالميًّا. |
| Fakat anladık ki bu teleskoplar, aslında yeryüzündeki herhangi bir teleskop, bu ilerlemeyi belli bir yere kadar götürebilirdi. | TED | لكن وجدنا أن هذه التلسكوبات، أو أي تلسكوب على الأرض لديه تحدي صغير لاضطلاع بهذا الوعد |
| Sana "Wise Men's*" gününde bir teleskop almak istiyordum. (*Wise Men's Day: 6 Ocak Yortusu) | Open Subtitles | كنت أريد أن أشتري لك منظاراً في عيد الحكماء |
| Söyle ona, Peder güçlü bir teleskop bulup gökyüzüne yönelteceğim. | Open Subtitles | أخبره يا أبت بأنني سأتخذ منظاراً قوياً |
| Ona bir teleskop ver, Kwanzaa aracılığıyla yaratıklarla konuşuyor olacaksın. | Open Subtitles | اعطها تليسكوب وستتحدث مع الغرباء في كوانزاا |
| Hep "tamir" gerektiren, akıl almaz derecede pahalı... uzayın derinliklerini gösteren çok frekanslı bir teleskop. | Open Subtitles | رقم كبير جدا من الدولارات في أعماق الفضاء, له العديد من الترددات تليسكوب يظل في حاجة للصيانة |
| Bu bir nevi bir teleskop ile zaman geçirmek gibi, tek fark size ait bağlantı noktanızın olması. | TED | ستكون مثل الحصول على الوقت على تلسكوب بإستثناء إنه ستكون لك بوابة منفصلة |
| O ve babanız 12. yaş gününüzde bir teleskop bile almışlar size. | Open Subtitles | هي ووالدك اشتروا لك تلسكوب في عيد ميلادك الثاني عشر |
| Bu teleskoplardan bir çoğunu alıp dünyanın etrafında çeşitli yerlere koyup sanki dünyanın kendisi bir teleskopmuşçasına sanal bir teleskop oluşturmamız gerekiyor. | Open Subtitles | نحتاج إلى أخذ نسخات عديدة من هذه التلسكوبات ووضعها في أنحاء العالم لخلق تلسكوب افتراضي بحجم الكرة الأرضية بحد ذاتها |
| Kral, Levye'ye hakiki pirinçten bir teleskop Kraliçe de Fuegia'ya en iyi şapkalarından birini hediye etmiş. | Open Subtitles | أعطى الملك لجيمى تلسكوب نحاسى أصيل والملكة أعطت فويجا واحدة من أفضل قبعاتها لتحتفظ بها الى لأبد |
| Gökbilimciler... görünüşte uyumsuz şeyleri... daha da yakınlaştıran muazzam bir teleskop yarattılar: | Open Subtitles | علماء الفلك توصلوا الى اختراع تلسكوب ضخم لكي يقربا بين شيئين يبدوان :غير متوافقين و هما |
| su an elimizde olan Allen teleskop dizileri, bir radyo teleskobu insa etmede yenilikçi bir biçim, ufak parçalardan olusan büyük bir teleskop. | Open Subtitles | في مرصد خليج القبعة. الآن مالدينا هو مصفوفة تلسكوب آلن, ابتكار طريقة جديدة لبناء راديو تلسكوب, |
| Joseph Fraunhofer'in yaptığı gibi tayfı bir teleskop ile büyüttüğünüzde atomun içerisindeki elektron dansının perdesini aralamış olursunuz. | Open Subtitles | وعندما تقوم بتكبير الطيف بواسطة تلسكوب كما فعل جوزيف فرانهوفر سترفع الستار |
| Tepesine yerleştirilmiş garip bir demirden ve çelikten bir yapı var bu bir silah falan değil, aslında bir teleskop. | Open Subtitles | جاثم على أعلى و اغرب، واضخم بناء من الحديد والصلب، ولكنه ليست بندقية، انه في الواقع تلسكوب. |
| Aptal bir teleskop almak istiyordu. | Open Subtitles | إنها أرادت فقط شراء تلسكوب غبي. فالصفقة لم تكن جيّدة بالنسبة ليّ حتى. |
| 2004'te bir teleskop bu fooğrafı çekti, karanlık madde ile ilgili yeni birşey öğrendik. | Open Subtitles | وبعدها في سنة 2004 إلتقط تليسكوب هذه الصورة وتعلمنا شيئا جديدا عن المادة المظلمة |
| Ben çocukken Kuzey İngiltere'de Jodrell bank denilen büyük bir teleskop vardı. Raylar üzerinde hareket edebilir ay çekimleri yapabilirdi. | TED | و هناك تليسكوب كبير في إنجلترا الشمالية يدعى جودرل بانك و عندما كنت صغيرا كان مدهشا لأنه بالإمكان أخذ لقطات للقمر و هذا الشيء ممكن أن يتحرك على قضبان |