| Ama tekerlek yana doğru dönüyor fare kör ve ayak bileği çok kötü bir şekilde burkulmuş. | Open Subtitles | ما عدا ان عجلة القيادة تدور جانبياً و الفأر أعمى و لها التواء سيء في الكاحل |
| Tabii ki acıyor gerizekalı! Çünkü burkulmuş. | Open Subtitles | يا أحمق بالتأكيد يؤلمني إنه التواء في الرسغ |
| Çünkü 911'i arayacaksın, burkulmuş bir bilek için itfaiye ve cerrahi ekip gönderecekler. | Open Subtitles | لأنك سوف تتصلين ب 911 و هم سوف يرسلون سيارة الإطفاء و فريق جراحي من أجل إلتواء في الكاحل |
| Ama kötü burkulmuş. Üzerine basmamalısınız. | Open Subtitles | لكن لديها إلتواء سئ لا يجب أن تمشي |
| Yok bir şey, boynum burkulmuş. Hemen geliyorum. Sen sofrayı hazırla. | Open Subtitles | اوه لاشيء لقد لويت رقبتي فقط ساعود حالا بينما تسخنين الطعام |
| Yok bir şey, boynum burkulmuş. | Open Subtitles | اولا شيء لقد لويت رقبتي فقط |
| Bir geceliğine beynini durdurusun, ve ertesi gün uyandığında tek sahip olduğun şey, kötü bir baş ağrısı,burkulmuş bir bilek ve bir ananastır... | Open Subtitles | توقف دماغك ليلة واحده و كل ما يتبفى لك في اليوم التالي هو صداع الكحول السيء و كاحل ملتوي |
| Sol kolum kırılmış, sol ayağım da burkulmuş. | Open Subtitles | ذراعي اليسار مكسورة وقدمي اليسار ملتوية |
| Sağ bilek kötü burkulmuş. | Open Subtitles | فلديك التواء في معصمك الأيمن |
| Sadece burkulmuş. | Open Subtitles | انه مجرد التواء |
| burkulmuş bilek tedavi ediyorum. | Open Subtitles | لا يمكن تجاهل رئيس التواء |
| burkulmuş gibi görünüyor. | Open Subtitles | يبدو أنه التواء فقط |
| Birinin ayak bileği burkulmuş, çok mühim bir şey değil. | Open Subtitles | ، إلتواء في الكاحل . لا ضرر كبيرٌ جداً |
| Doktor da kolu burkulmuş diyor. | Open Subtitles | الدكتور يقول بأن لديها إلتواء في المعصم |
| Jalil'i bileği burkulmuş halde yerde yatarken bulduk. | Open Subtitles | لقد وجدنا " جليل " على الأرض يعاني من إلتواء في الكاحل |
| burkulmuş da olabilir kırılmış da. | Open Subtitles | سوف نأخذ (ليام) إلى المستشفى. ربما يكون إلتواء بسيط أو قد يكون كسراً. |
| Çok fena burkulmuş. | Open Subtitles | لقد لويت بطريقه سيئه |
| Düştüğünüzü gördüm ve bileğinizin burkulmuş olabileceğini düşündüm. | Open Subtitles | وأظنك قد لويت كاحلك |
| burkulmuş bir bilekle üç kilometre yürüdüm. | Open Subtitles | لقد جئت مشياً مسافة ميلين بكاحل ملتوي وماذا فهمتي من أتركي محرك السيارة يعمل |
| İnsanın üzerinde çok baskı yaratıyor. İyi haber, ne burkulmuş ne kırılmış. | Open Subtitles | لذا فإن الخبر السار هو أن إصبعك غير ملتوي ولا منكسر. |
| Bilekleri burkulmuş, alnına beş dikiş atıldı. | Open Subtitles | معصم ملتوي,خمس غرزات في الجبهة |
| Şimdi iyi, burkulmuş sadece. - Oldu mu? | Open Subtitles | لا بأس , إنها ملتوية فقط هيا إذهب |
| Sadece bileği burkulmuş. | Open Subtitles | بل ساقها ملتوية, حسناً؟ |