| Tüm bu ekstra ısı enerjisi, atmosferi ve tüm dünya sistemlerini ısıtıyor. | TED | وكل هذه الطاقة الحرارية الزائدة تُسخن الغلاف الجوي ونظام كوكب الأرض بأسره. |
| En tepedeki sey Dunyanin ilk gunes enerjisi kullanan bahce lambasi -- ilk uretilen. Giles Revell bugun buraya getirecek -- | TED | الشيء الموجود في الأعلى هو أول مصباح للحديقة يعمل على الطاقة الشمسية اول المنتجات، غلس ريفيل عليه ان يكون هنا للحديث |
| Güneş demokrasisine inanıyorum: Herkes, her yer için güneş enerjisi. | TED | أؤمن بدمقراطية الطاقة الشمسية: الطاقة الشمسية للجميع، في كل مكان. |
| Işığın enerjisi bizlere onun maddeyle nasıl etkileşeceğini gösterir, örneğin gözlerinizin hücreleri. | TED | طاقة الضوء تخبرنا كيفية تفاعله مع المادة، خلايا عينيك، على سبيل المثال. |
| Hatta daha bile kötüydün. Bokun hiç değilse moleküler seviyede bir enerjisi vardır. | Open Subtitles | وربما أسوء, لأن في الحقيقة في مستوى جزئي الهراء يفور عندما يتعرض للطاقة |
| Ve işte farklı olanlar var ama bunun güzel yanı,bir uranyum molekülünün diyelim ki bir kömür molekülünden milyon kere fazla enerjisi vardır, | TED | ولذا، هناك أنواع مختلفة، لكن الجمال في هذا هو جزيء اليورانيوم الذي هو مليون ضعف من الطاقة لأي جزيئ ، مثل ، الفحم، |
| Bu ev kendisini canlı hissettiğinde enerjisi olduğunda kendisini istediği kadar büyütebilir. | Open Subtitles | أم 10 ؟ لأن عندما يضج المكان بالحياة عندما يحصل على الطاقة |
| İçteki süperiletken kristallerin elektrik enerjisi çekme şeklinden olduğunu düşünüyoruz. | Open Subtitles | نعتقد بأن الطريق الذي انشأناه من بلورات تمتص الطاقة الكهربائية |
| Bilardo masamız olsaydı, evin enerjisi... daha da inanıImaz olurdu. | Open Subtitles | ربما ستكون الطاقة مذهلة أكثر لو كان لدينا طاولة بلياردو |
| Isolus kozalarını savura, bir güneş enerjisi gelgit dalyası yaratmış olmalı. | Open Subtitles | احدث موجة مدية من الطاقة الشمسية تسببت في بعثرة قرون الآيسولوس |
| Burada güneş enerjisi üretip bunu yüksek nüfuslu şehirlere taşıyabilirsin. | Open Subtitles | لإنتاج الطاقة الشمسية ونقلها إلى حيث يتجمع سكان الولايات المتحدة |
| Yapının içinde, iki tane fotonun enerjisi, bir tane su molekülünü parçalamak kullanılır. | Open Subtitles | داخل هذا النَسِيج، يتم استخدام الطاقة من اثنين من الفوتونات لتقسيم جزيء الماء. |
| Ben erken yatarım ama Jason'ın inanılmaz bir enerjisi vardı. | Open Subtitles | أنا أستيقظ مبكراً لكن جيسون لديه هذه الطاقة اللتي لاتصدق |
| Ve üçüncü olarak, fosil yakıtları kullanan bir ekonomiden güneş enerjisi ekonomisine geçiş yapılmalıdır. | TED | والثالث .. التحول من إقتصاد الوقود الاحفوري الى إقتصاد الطاقة الشمسية |
| Aralarda Yoğunlaştırılmış Güneş enerjisi santralleri bulunmaktadır. | TED | والتي يتم ايضاً على موازاتها توليد الطاقة الشمسية .. وانبات النبات |
| O topun potansiyel bir enerjisi olduğunu, fakat elinden topu | TED | فتقول ان لهذه الكرة طاقة كامنة ، لكن لا شئ |
| Güneş enerjisi, dalga gücü ve jeotermal enerjiye daha çok önem verilmesi gerek. | Open Subtitles | علينا أن نتحول للطاقة الشمسية والطاقة الناتجة عن الرياح والطاقة الحرارية لباطن الأرض |
| enerjisi tükenmeden onu füzyon çemberine koyun. | Open Subtitles | ادخليه الى غرفة الأندماج الذرى قبل أن تنفذ طاقته. |
| Tüm fabrika merkezleri ve endüstriyel alanların ışık çatılarından gelen güneş enerjisi şehre enerji sağlıyor. | TED | والطاقة الشمسية لجميع مراكز المصنع وجميع المناطق الصناعية بأسطحها الخفيفة تمدُّ المدينة بالطاقة. |
| Happy, topun kendi enerjisi vardır. Yaşam gücü de diyebilirsin. | Open Subtitles | تذكر يا هابى ان الكرة لها طاقتها الخاصة او حياة مستقلة اذا اردت الدقة. |
| Ne çok enerjisi var. Bir şey kanıtlaman gerekmiyor. | Open Subtitles | انا متاكد ان لديه طاقه كبيره لكنك لم تحصل على شىء لاثبات ذلك |
| Işığın enerjisi gözümüzde retina adı verilen bir reseptörü uyardığı için, görürüz. | TED | عندما نرى، فالفضل يعود لطاقة الضّوء التي تحفّز المستقبلات في عينك تسمّى الشبكية. |
| Yaşadığı onca şeye rağmen doğal bir neşesi ve enerjisi var. | Open Subtitles | ويمتلك قدرة طبيعية على المرح و حيوية, برغم كل ما أصابه |