| Tanıdığım papazların çoğu, kaptanla birlikte köprüde durmayı severler, gözlerinde güneş gözlükleriyle. | Open Subtitles | معظم القساوسة الذين اعرفهم يفضلون البقاء على الجسر مع القائد وينظرون للطائرات وهم يلبسون النظارات الشمسية. |
| Gecenin yarısında taktıkları güneş gözlükleriyle ve sivri burun pabuçlarla ağır ağır yürüyüşlerini izlemeyi seviyorum. | Open Subtitles | أحب رؤيتهم يتجولون بأحذيتهم الجلدية المدببة يرتدون النظارات في منتصف الليل |
| Gece yarısında taktıkları güneş gözlükleriyle esmer, yakışıklı ve ince kravatlı erkekler. | Open Subtitles | الرجال السمر الوسيمون وربطات أعناقهم الصغيرة يرتدون النظارات في منتصف الليل |
| Yıldızsın, marka güneş gözlükleriyle Gençken bir hayali yaşarsın | Open Subtitles | نجمة ستروك ، مصمم النظارات الشمسية كل الأحلام في سن المراهقة |
| Ve sanırım güneş gözlükleriyle de birebir uyum yakalar. | Open Subtitles | ومطابقة للنظارات الشمسية على ما أفترض أجل |
| Işıkları kapattım çünkü Drum gece görüş gözlükleriyle gelecekti. | Open Subtitles | أطفأت الضوء لعلمي أن "درام" سيذهب للنظارات |
| - Fareyi öldürmem gerekti. O salak, küçük güneş gözlükleriyle cidden çok zor oldu. | Open Subtitles | كان صعبا بسبب النظارات الشمسية الغبية الصغيرة |
| Çünkü o kalın inek öğrenci gözlükleriyle kimse seni ciddiye almayacak. | Open Subtitles | لأن الجميع سيظلون في التحديق إليك بسبب هذه النظارات |
| Ama o eşofmanı ve şimdi de gözlükleriyle son günlerde gayreti elden bırakmış gibi. | Open Subtitles | ... لكن البدلة الرياضية و الآن النظارات يبدو كأنه توقف عن المحاولة في الآونة الأخيرة |
| büyük güneş gözlükleriyle. | Open Subtitles | في النظارات الشمسية الكبيرة. |