| Olive Garden'in reklam filmi için rapçi sarımsaklı ekmek olacak. | Open Subtitles | إنه رغيف هيب هوب من خبز الثوم لإعلان حديقة الزيتون |
| İyi sarımsaklı çorba ve içki istiyorum. | Open Subtitles | أريد حساءً جيداً مع الثوم والكثير من النبيذ الأحمر فاموس |
| Evet sanırım o sarımsaklı şeyin yardımı dokundu. | Open Subtitles | أجل, أتعلمبن؟ أظن أن هذا الثوم ساعد فعلاً |
| Diyet kola, sarımsaklı humus, ve yeni TV Rehberi, varsa tabi. | Open Subtitles | صودا الحمية وسلطة الحمص بالثوم ودليل التلفاز الجديد إن كان لديكِ |
| Ben etsiz sarımsaklı ramen alacağım. | Open Subtitles | سأخذ معكرونة بالثوم . بدون لحم خنزير مشوي |
| Daha, enfes 'sarımsaklı' pudingten tatmadın bile. | Open Subtitles | إنك لم تتناول قطعةً واحدةً من كعكة الثوم. |
| Evet, fiyakalı göstermek için falan koymamışlar, ve istediğin kadar yiyebileceğin sarımsaklı ekmekler. | Open Subtitles | يمكنك وضعها فى الهواء وكل ما يمكنك أكله هو الثوم |
| Geniş menüsü, iyi servisi, ev ortamında ve sarımsaklı ekmeği var. | Open Subtitles | , قائمة كبيرة , خدمة جيدة . . جو دافئ و مقبلات الثوم |
| Sen de yiyeceksen, sarımsaklı midye isteyeceğim. | Open Subtitles | سأطلب بعض المحار مع الثوم إذا أردتها أنتِ |
| Sen de yersen sarımsaklı istiridye alacağım. | Open Subtitles | سأطلب بعض المحار مع الثوم إذا أردتها أنتِ |
| Aptal şişman adam sarımsaklı ekmekle konuşuyor! | Open Subtitles | جميعا إن الرجل السمين الغبي يتحدث مع خبز الثوم |
| Doktor sarımsaklı ekmek yiyemeyeceğini söylüyorsa, yeme o zaman sen de. | Open Subtitles | إستمع ، إذا الطبيب قال لك بأن ليس مسموح لك بأن تتناول فطائر الثوم إذن لا تتناولها |
| Hayır, istediğim kadar sarımsaklı ekmek yerim. | Open Subtitles | لا ، سأتناول الكثير من فطائر الثوم بقدر ما أشاء |
| Ve ayrıca dövüşseydik, benim sarımsaklı ekmeğimi ve peçetelerimle başa çıkamazdın. | Open Subtitles | و بالأضافة , إن تقاتلنا مستحيل أنك ستتحمل خبزي الثوم و منديلي |
| Tüm bunları karışık sandviç ekmeğine koydum. Ve kendi özel sarımsaklı, yeşil soğanlı ve krem peynirli sosumu ekledim! | Open Subtitles | ذلك يُوضع على كلّ خبزة، وأنا أعدّ الثوم والبصل الأخضر، ونشر جبن الكريمة. |
| Galiba sarımsaklı karidesle devam edeceğim. | Open Subtitles | اظن انني سأجرب القريدس بنكهة الثوم هذه المرة |
| Çorbanız ve en sevdiğiniz sarımsaklı ekmek dilimleriniz yarım saate kadar hazır olur. | Open Subtitles | أعدُّ لك حساءك و أصابع الخبز بالثوم المفضَّلة لديك كل نصف ساعة |
| Çorbanız ve en sevdiğiniz sarımsaklı ekmek dilimleriniz yarım saate kadar hazır olur. | Open Subtitles | أعدُّ لك حساءك و أصابع الخبز بالثوم المفضَّلة لديك كل نصف ساعة |
| Bu Longo usulü makarna Longo usulü sotelenmiş biber, peynirli sarımsaklı ekmek. | Open Subtitles | هذا لنجوينى من لونجو فلفل مطبوخ من لونجو وخبز بالثوم والجبن |
| Başka kimse almıyormuş. Ayrıca sarımsaklı salatalık turşusu da yok. | Open Subtitles | لن يشترى منهم أحدٍ آخر ولن يكون هناك مزيداً من المخللات والثوم |
| sarımsaklı tavuk kokan ağzıyla onu öpmeyecek-- | Open Subtitles | لن يود تقبيلها أبداً مع وجود رائحة ثوم الدجاج بنفسها |
| sarımsaklı tavuk umrumda bile değil. | Open Subtitles | أتعلمين أنني لا أريد تناول الدجاج الثومي, |
| Şimdi tek gereken biraz sarımsaklı tereyağ ve bir şişe iyi soğutulmuş 2008 Pouilly Fuisse. | Open Subtitles | Whoo! شاهدْ، كُلّ تَحتاجُ a قليلاً زبد ثومِ وa جيّد 2008 مُبَرَّد قنينة Pouilly Fuisse. |