| siyasete atıldım çünkü bu sayede insanlara yardım edip, büyük bir atılım yapabilecektim. | Open Subtitles | . . كما تعلمت، دخلت إلى عالم السياسة حتى أساعد الناس، أحدث تغييراً |
| Ama siyasete atılmamın öncelikli sebebi uğruna mücadele etmek istediğim görüşlerim olması. | Open Subtitles | وانا اخوض معترك السياسة لاني صاحب فكر سياسي واود ان ادافع عنه |
| Başkan Kim, şu arkadaş var ya siyasete atılmak için böyle koşuyor işte. | Open Subtitles | بعد تقاعد الرئيس كيم، أرادَ أنْ يدخل السياسة ولهذا بدأَ بالعمل بجهد كبير. |
| Onlara iyilik yapmak isterdim, ama yerel siyasete bulaşmak işime gelmez. | Open Subtitles | اود المساعدة، لكني لا اريد ان اختلط بالسياسة |
| TV1 Haber'e hoş geldiniz, günün en büyük hikayesi eski başbakan Birgitte Nyborg'un siyasete döneceğini açıklaması. | Open Subtitles | مرحبا. اليوم أعلنت رئيسة الوزراء السابقة عودتها للسياسة الدنماركية. |
| Asıl önemli olan bu, çünkü bu siyasete yön verir, kamu faaliyetlerine yön verir. | TED | هو أمر مهم حقاً، لأنه يثير الاهتمام السياسي ويحرك النشاط الحكومي |
| CQ: Kamp yapmaktan nefret ediyor olabilirim ama siyasete bayılırım. | TED | كيتلين: قد أكره التخييم، ولكني أحب السياسة. |
| Şu andaki kitap şöyle diyor: Şirketler siyasete bulaşmamalı. | TED | يقول دليل اليوم أن على الأعمال أن تبقى بعيدةً عن السياسة. |
| Senin gibi, doğayla siyaset arasında ayrım yaptık ve siyasete karşı doğal savunmamız vahşi siyasete sürüklendi. | Open Subtitles | كان لدينا تباين مثلك، بين الفطرة والسياسة. وكان دفاعنا الطبيعي ضد السياسة. قاد إلى سياسة وحشية. |
| siyasete girince ilk söyledikleri şeydir. Herkesi mutlu edemezsin. | Open Subtitles | انه اول شئ يخبرونكِ به في السياسة أنه لا يمكنكِ اسعاد الجميع |
| Tamam, biz emeğimizi paramızı harcadık ama siyasete biz almak için değil vermek için girmiştik. | Open Subtitles | صحيح أنني بذلتُ الكثير من الجهد لكن بالنسبة لي. السياسة عطاء وليست أخذ |
| Emlak ve daha çok siyasete girdiler birkaç yıl önce birlikte iş de yapmıştık. | Open Subtitles | العقارات، بعض السياسة أيضاً. لقد كان لدينا عمل معهم منذ بضع سنوات مضت. رجل كريم ولكن ضعيف. |
| Bir tanesi, siyasete girmiş, ...bir aile mali işlere yöneldi ve bir aile de medyayı aldı. | Open Subtitles | واحدة تولت السياسة والثانية الاقتصاد وعائلة أخذت الإعلام |
| Bunların hepsi senden daha erken yaşta siyasete giriyor veya evleniyor ya da bunun için bir üniversite tahsili var. | Open Subtitles | جميعهن دخلن السياسة في عمر أقل من عمركِ أو تزوجن سياسيين أو كانت لديهن شهادة جامعية فيها. |
| Beyaz Saray'da siyasete tolerans göstermiyoruz. | Open Subtitles | نحن لا نتهاون قط مع السياسة في البيت الأبيض. |
| Manav onlar komünalizm ve düşmanlığı entrikaya çeviririp siyasete alet ediyorlar. | Open Subtitles | ماناف، إنهم يلعبون بـ السياسة القائمة على الطائفية والكراهية |
| Ne güzel.siyasete girdikten bir kaç yıl sonra, hırsım geri döndü . | Open Subtitles | هذا جميل، طموحي الحقيقي هو العودة بعد بضعة أعوام وأدخل السياسة |
| Tanrı. Tanrı'ya siyasete mi yoksa dine mi yönelmen gerektiğini soruyordun ya? | Open Subtitles | الرب، أنت سألت الرب هل يجب عليك الاهتام بالسياسة أم الدين |
| Üç ajanım öldü. Beni siyasete bulaştırma. | Open Subtitles | انظر، خسرتُ ثلاثة عملاء بالفعل، فلا تحاضرني بالسياسة الآن |
| Eski bir başbakanın siyasete dönme çabasına tanık oluyoruz. | Open Subtitles | ولكننا نتحدث عن رئيسة وزراء سابقة تحاول العودة للسياسة |
| Bu olay siyasete tutunmaktan çıktı efendim. | Open Subtitles | هذا لم يعد مسألة البقاء . السياسي ، يا سيدي |
| Matador siyasete de el attı! | Open Subtitles | ! السفاح أصبح سياسيًا الآن |