| Ben üstünde bir bowling salonu olan tek odalı bir yerde yaşıyorum... ve altında da başka bir bowling salonu olan. | Open Subtitles | أقيم في غرفة واحدة فوق صالة بولنغ، وتحت صالة بولنغ أخرى. |
| Malikane yerine tek odalı bir daire, yarı Kızılderili yerine yarı Yahudi. | Open Subtitles | شقة ذات غرفة واحدة بدلاً من قصر ونصف يهودي بدلاً من نصف هندي |
| Aksi taktirde tek odalı bir eve taşınmak zorunda kalacağım. | Open Subtitles | إما ذلك أو أنتقل إلى غرفة واحدة أو إستوديو |
| Ailem, hepimiz tek odalı bir evde yaşıyorduk. | Open Subtitles | مجموع عائلتي سبعه نعيش في شقه مكونه من غرفه واحده |
| Bay Solloway şehirden takriben 60 mil uzakta tek odalı bir kulübede yaşamayı seçmiştir. | Open Subtitles | وأولادها الاربعه من ذلك الحين سيد سولواي اختار أن يعيش في كوخ من غرفه واحده يبعد 60 ميلاً عن داخل المدينه |
| Baştan çıkarılmaktan korktuğu için tüm sırayı kendine istiyor, tek odalı bir ev için para istiyor. | Open Subtitles | لديقة قائمة بمطالب جديدة إنه خائف من أن يشعر بالإغراء لذا يريد الطيران في ممر وحيداً يريد مال لشقة بغرفة نوم واحدة |
| Ben tek odalı bir dairede yaşıyorum. | Open Subtitles | أعيش في شقة بغرفة نوم واحدة |
| Queens'te tek odalı bir ev benim hayat felsefem değil. | Open Subtitles | حجرة واحدة في كوينز ليست أحلامي في الحياة |
| Eşim maaşımın yarısını alırken tek odalı bir dairede yaşayacak değilim! | Open Subtitles | أنا لن أقم بالعيش في شقّة ذات حجرة واحدة بينما زوجتي المطلقة تستحوز على نصف راتبي |
| Evimin kredisini ödeyemeyeceğim için belki de tek odalı bir yere taşınmam gerekecek | Open Subtitles | هل سأشعر بالإرتياح لأني لن أستطيع سداد رهن منزلي ثم ننتقل إلى شقة لعينة ذات غرفة واحدة |
| Her kadını bir yıl alıkoydu. tek odalı bir dairede bunu yapamaz. | Open Subtitles | لقد أبقيا كل امرأة عاماً بأكمله لا يمكن أن يكون ذلك في شقة من غرفة واحدة |
| Küçük, tek odalı bir apartman dairesinde yaşamaktadır yakışıklı biri değildir hiç arkadaşı yoktur bir fabrikada çalışıyordur böyle kanalizasyon atıklarının yok edildiği sonra kovulur o boktan fabrikada bile çalışamıyordur artık beş parasız kalır dolaşmaya çıkar, yağmur yağar sürekli başına boktan şeyler gelir. | Open Subtitles | مثل ، انه يعيش في شقة صغيرة بها غرفة واحدة ليس جميل المظهر ليس لديه اصدقاء ويعيش |
| Eğer sağlığını yitireceksen ben yine tek odalı bir evde yaşamaya razıyım. | Open Subtitles | ولكن إذا كان ذلك يعني فقدان صحتك... سأعود عاجلا إلى المعيشة في غرفة واحدة مرة أخرى. |
| Benimle kalamaz. tek odalı bir yerde yaşıyorum. | Open Subtitles | -لا يمكنه العيش معي، لدي غرفة واحدة . |
| tek odalı bir kasa. | Open Subtitles | في قبو من حجرة واحدة |