| Ben iki evle birden ilgilenemem ve sen de yalnız yaşayamazsın. | Open Subtitles | لا أستطيع تحمل مصروف منزلين و أنت لا تستطيعين العيش بمفردكِ |
| İstediklerin olmadan yaşayabilirsin ama ihtiyacın olan şeyler olmadan yaşayamazsın. | Open Subtitles | تستطيع العيش بدون ان رغبات ولكن لاتستطيع العيش بدون الحاجات |
| Ama sen bensiz yaşayamazsın, benim sensiz yaşayamayacağım gibi. | Open Subtitles | لكنك لا تستطيع العيش من دوني مثل ما لا استطيع انا الحياة بدونك |
| Teorim, sırrına dair birilerine güvenmediğin sürece,- gerçekten yaşayamazsın. | Open Subtitles | تقوم نظريتي علي فرضية أنه لا يمكن أن تعيشي .. أعني تعيشين بحق حتي تتأمنين شخصاً علي سرك |
| Bu şekilde yaşayamazsın. Her şey çok mükemmel. | Open Subtitles | لا يمكنك العيش بالطريقة التي تعيش بها إنها مثالية جداً |
| Jing Wu senin ailen, ve sen ailen olmadan yaşayamazsın. | Open Subtitles | جونج وو هي عائلتك و انت لن تستطيع العيش بدون عائلتك |
| Onu tanırsın onu seversin, onsuz yaşayamazsın: | Open Subtitles | أنت تعرفها, ومولع بها ولا يمكنك العيش من دونها |
| Hayatının sonuna kadar arkadaşlarınla yaşayamazsın. | Open Subtitles | أنت لا تستطيع العيش بقية حياتك مع الأصدقاء. |
| Hayatının sonuna kadar arkadaşlarınla yaşayamazsın. | Open Subtitles | أنت لا تستطيعين العيش بقية حياتك مع الأصدقاء. |
| Jing Wu senin ailen, ve sen ailen olmadan yaşayamazsın. | Open Subtitles | جونج وو هي عائلتك و انت لن تستطيع العيش بدون عائلتك |
| Geçmişle yaşayamazsın. Yenilenmelisin. | Open Subtitles | لا يمكنك العيش فى الماضى يجب أن تواصل حياتك, دع الأمر يمر |
| Eğer gerçek bir ressamsan, resim yapmadan yaşayamazsın. | Open Subtitles | إذا كنت رسامة حقيقية فستستمرين بالرسم لأنك لن تستطيعي العيش بدون الرسم سترسمين حتى تموتي ,حسنا؟ |
| Sadece haplarla yaşayamazsın. | Open Subtitles | انك لا تستطسع العيش علي حبة الفيتامين فقط |
| kapandı. Kadınlar, onlarla beraber yaşayamazsın, özellikle alarm kodunu değiştirdiklerinde. | Open Subtitles | النساء ,لاتستطيع العيش معهن خاصة إذا قاموا بتغير رمز حماية جهاز الإنذار |
| Anılarla yaşayamazsın, değil mi? Onlardan çok var. | Open Subtitles | لا يمكنك العيش في الذكريات هناك فقط الكثير منهم |
| Anılarla yaşayamazsın, değil mi? | Open Subtitles | لا يمكنك العيش في الذكريات هناك فقط الكثير منهم |
| Yani, bütün hafta enkaz halindeydin. Bu şekilde yaşayamazsın. | Open Subtitles | اعني، يا إلهي لقد كنتِ حطام هذا الأسبوع ولا يمكنك العيش بهذه الطريقة |
| Sonsuza dek ormanda yaşayamazsın, gerek de yok zaten. | Open Subtitles | حسناص ، لا يمكنكِ أن تعيشي في الغابة للأبد وليس عليكِ ذلك هل تعرفين كيف تجعلين الأشباح ترحل؟ |
| Hayatını ihtimallere göre yaşayamazsın. | Open Subtitles | لا يمطنك أن تعيشي حياتك بناءً على الإحتمالات. |
| Onun saçının teline dokunursan o bayrağı bulacak kadar yaşayamazsın. | Open Subtitles | ان لمست شعرة واحدة من رأسها لن تعيش لرؤية الراية |
| Ona bir şey olsa, yaşayamazsın. | Open Subtitles | إفتراض أي شئ حدث إليه. أنت لا تستطيع أن تعيش. |
| Evet. Bununla asla yaşayamazsın, değil mi? | Open Subtitles | أجل، تراءى لي أنّك تعجز عن التعايش مع ذلك. |
| Onun hayatıyla yaşayamazsın. Kendi kararını verdi. | Open Subtitles | لا يمكنك عيش حياته عليه اتخاز قراراته |
| Sonsuza dek bu acıyla yaşayamazsın. Sen busun. | Open Subtitles | أنت لا تَستطيعُ العَيْش للخلودِ بكُلّ ذلك الألمِ |
| Onlarla yaşayamazsın ama ezemezsin de. | Open Subtitles | لا تعش معهم لن تتحطم |