| Açım ama lezzetli yemeklerle ilgileniyorum. | Open Subtitles | أنا جائع، و لكني مهتم أكثر بالطعام الجيد |
| Evet ama, yemeklerle hokkabazlık yaptı, ve sonra yemekleri şapkasının içine attı. | Open Subtitles | أجل , أجل لكنه كان يتلاعب بالطعام أعني , بعد ذلك الطعام دخل قبعته |
| Galiba yemeklerle ilgili. | Open Subtitles | أعتقد أنه مرتبط بالطعام |
| Ama hâlâ bana dostluk edecek dünkü yemeklerle dolu bir bağırsağım var. | Open Subtitles | ولكن ما زال لديّ قولونًا مليء بوجبات الأمس ليؤنس وحدتي |
| Oradaki insanlarla, kültürle, toprakla, yemeklerle güçlü bağlarımız vardır. | TED | ففيها نشعر باتصالنا بالناس، والثقافة، والأرض، والطعام. |
| Bu çocuk bu yemeklerle nasıl böyle sıska kalmış, anlayamıyorum gerçekten? | Open Subtitles | -كيف نشأت هزيلا هكذا في هذا المنزل ووالدتك تطبخ بهذا الشكل ؟ |
| Bana göre insanlar yemeklerle olan bağlarını yitirdiler. | Open Subtitles | هل أنتم جائعون ؟ لقد فقد الناس علاقتهم بهذا |
| - Çünkü elin kolun yemeklerle doludur. | Open Subtitles | لأن ذراعيك مليئة بالطعام. |
| Koşer yemeklerle ilgili meseleler... | Open Subtitles | أعني, هذه الأمور المتعلقه بوجبات الـ "كوشر" |
| Taze çiçeklerin aroması ve henüz gece geç saatler ve kötü yemeklerle bozulmamış öteki şeyler. | Open Subtitles | عبق الزهور الندية.. وكل تلك الأشياء التي لم يدمرها السهر والطعام غير الصحي |
| Hayalimdeki Harlem, sokaklarında cazın yankılandığı, güzel yemeklerle dolu yaratıcılığın hakim olduğu bir yer. | Open Subtitles | إن"هارلم"التي أعرفها تتمتع بموسيقى الجاز والطعام الطيب, والذكاء الذي ينتش في الشوارع. |
| Hayalimdeki Harlem, sokaklarında cazın yankılandığı güzel yemeklerle dolu, yaratıcılığın hakim olduğu bir yer. | Open Subtitles | إن"هارلم"التي أعرفها تتمتع بموسيقى الجاز, والطعام الطيب, والذكاء الذي ينتش في الشوارع. |
| Bu çocuk bu yemeklerle nasıl böyle sıska kalmış, anlayamıyorum gerçekten? | Open Subtitles | -كيف نشأت هزيلا هكذا في هذا المنزل ووالدتك تطبخ بهذا الشكل ؟ |
| Bana göre insanlar yemeklerle olan bağlarını yitirdiler. | Open Subtitles | هل أنتم جائعون ؟ لقد فقد الناس علاقتهم بهذا |