| Sizinle aynı haklara sahip bu güzel ağaçları yok etmenize müsaade edemeyiz. | Open Subtitles | لا يمكننا السماح لك بتدمير هذه الأشجار الجميلة والتي تمتلك نفس الحقوق التي تمتلكها أنت |
| Ama sen savaşmadan vazgeçtin ve haklı olduğumu kabul etmeden Los Angeles'a dönmene müsaade etmiyorum. | Open Subtitles | ولكن ما قدمتموه للتو دون قتال. وأنا لا السماح لك العودة الى لوس انجليس حتى تعترفوا أنني على حق. |
| Takdir edilecek bir davranış olsa da buna izin veremem. | Open Subtitles | على قدر ماكلماتك مثيرة للإعجاب لا أستطيع السماح لك بذلك |
| Kan testi temiz çıkana kadar, bu odadan çıkmana izin veremem. | Open Subtitles | حتى يبرئك إختبار دمك, لا يمكنني السماح لك بترك تلك الغرفة |
| Sana izin veremem. Daha halletmen gereken bazı şeyler olduğunu düşünüyorum. | Open Subtitles | لا أستطيع السماح لك بالمغادرة هناك أمور يجب أن تعالج منها أولاً |
| Bölüm XIII bile olsan bunu yapmana izin veremeyiz. | Open Subtitles | لا نستطيع السماح لك بالتواجد هنا، حتى إن كنت من القسم الثالث عشر |
| - Tezgahın arkasına geçmenize ve ürünleri dökmenize - izin vermemem gerektiğini söylediler. | Open Subtitles | قال لم ينبغي مني السماح لك بالدخول خلف المنضدة وتفرغ المخزون |
| Bunu yapmana müsaade edemem. | Open Subtitles | لكن قبل موتي علي أن أخبرها لا أستطيع السماح لك بفعل ذلك |
| Ama beni alıp götürmene müsaade edemem. Buna izin vermem. | Open Subtitles | ولكن لا يمكنني السماح لك بأخذي لن أسمح بذلك |
| Bir daha aramamı sürmene asla müsaade etmem. | Open Subtitles | أنا أبدا السماح لك قيادة سيارتي مرة أخرى. |
| Bu halde misafirlerimizi kayıt etmene müsaade edemem. | Open Subtitles | لا أستطيع السماح لك بتسجيل دخول النزلاء وأنت بهذه الحالة |
| - Bunun seninle bir alakası yok. - müsaade edemeyeceğimi biliyorsun. | Open Subtitles | ـ ليس لهذا الأمر علاقة بكِ ـ تعلم أنه لا يُمكنني السماح لك بفعل ذلك |
| Affedici biri olduğum için değil ama gideceğin yolu senin seçmene müsaade edeceğim. | Open Subtitles | لكن بسبب كوني رجلاً متسامحاً، أنوي السماح لك اتخاذ قرار موتك |
| Evet, şu can sıkıcı gezgin manilerinden mırıldanmana izin veremem. | Open Subtitles | أجل، لا يمكنني السماح لك بنطق تلك التمتمات المزعجة للرحّالة. |
| Meclisinin bir lidere ihtiyacı var diye kendini feda etmene izin veremem. | Open Subtitles | أنا لا السماح لك تضحي بنفسك لأن السحرة بك يحتاج إلى قائد. |
| O zaman korkarım ki geçmenize izin veremem. | Open Subtitles | إذن فإنني أخشى أنه لا يمكنني السماح لك بالمرور |
| Ama park yerinde dolaşmanıza izin veremem. | Open Subtitles | لكنني لا أستطيع السماح لك بالتجول في الجراج يا سيدي |
| - Üzgünüm doktor,girmenize hala izin veremem. | Open Subtitles | انا اسف يا دكتور, مازلت لا استطيع السماح لك. |
| Belki onu düzeltebilirsin, ama sana izin veremem. | Open Subtitles | ربما بوسعك إعادة إصلاحها لكن لا يمكنني السماح لك |
| sana izin vermeye çalıştım anne. Ama sen ilgilenmedin. | Open Subtitles | حاولت السماح لك ولم تُبدِ اهتماماً. |
| Ah, pardon. Bunu yapmana izin veremem. | Open Subtitles | . أوه ، أعتذر . لا أعتقد أنه يمكنني السماح لك بفعل هذا |
| Ne yazık ki bunu yapmana izin veremem. Çok tehlikeli. | Open Subtitles | أظنُ أنّي لا يمكنني السماح لك بذلك،الأمر خطر للغاية |
| Babam bilgisayarımı kullanmana izin vermemem gerektiğini söyledi. | Open Subtitles | نهاني أبي عن السماح لك باستخدام حاسوبي. |