| Üstelik sivil hakın maruz kaldığı yaygın ızdırabı da yansıtmıyorlar. | TED | وهي لا تأخذ بعين الاعتبار المعاناة بصورة عامة التي يصاب بها المدنيون |
| Ve sevgili bir kulsak, kendimizi ızdırabı dönüştürecek etkinliklerle meşgul ederiz. | TED | وان كنا مباركين .. فاننا سوف ننخرط بأنشطة يمكنها ان تُنهي تلك المعاناة |
| O Mara. Tüm bu ızdırabı buraya getiren sürtük o. | Open Subtitles | انها السافلة مارا التي جلبت كل هذا البؤس الى هنا |
| O Mara. Tüm bu ızdırabı buraya getiren sürtük o. | Open Subtitles | انها السافلة مارا التي جلبت كل هذا البؤس الى هنا |
| Çoğunluğun ızdırabı bir daha asla azınlığın zenginliğine temel olmamalı. | Open Subtitles | معاناة الكثرين لا يجب أن يصبح مجدداً أساس ثروة القلة |
| Ama bu yeterli değil, çünkü merhamet, motor korteksi harekete geçirir, demek ki biz arzu ederiz, biz gerçekte ızdırabı dönüştürmeyi arzu ederiz. | TED | ولكن هذا ليس كافياً لأن التعاطف يفعّل الدماغ انه يعني الطموح .. و أن نطمح لتغيير معاناة الآخرين |
| Küresel yoksulluğu sadece umursamak için değil ızdırabı durdurabilmek için harekete geçtik. | TED | ولقد إندفعنا ليس فقط لنهتم بموضوع الفقر العالمي، بل لنحاول فعليّا لإيقاف المعاناة. |
| toplumdan aldınız savaş ,yoksulluk ,açlık ,mutsuzluk ,insanların ızdırabı para düzeni ile değişmeyecektir. | Open Subtitles | لكنك تَلتقطُ ذلك من المجتمعِ. الحرب ، الفقر ، الفساد ، الجوع ، البؤس, و المعاناة البشرية لن تتغيّـر في النظام النقدي. |
| Sen ızdırabı görmüyorsun diye onu yok sayamazsın. | Open Subtitles | فقط لأنه لا يمكنك أن ترى المعاناة لا يعني هذا أنها غير موجودة |
| Tek bir Amerikalı aile daha onun çektiği ızdırabı çekmesin diye elimden gelen her şeyi yapacağım. | Open Subtitles | بأني سأفعل كل ما في مقدرتي بأن ولا عائلة أمريكية أخرى سيتوجب عليها تجربة نفس المعاناة |
| Çok teşekkürler. böylece tüm ızdırabı çektim. | Open Subtitles | شكرا كثيرا اذن انا افعل كل المعاناة |
| Yaşadığı ızdırabı gördüm. | Open Subtitles | المعاناة التي مر بها |
| Yanıma gelip, çektiği ızdırabı anlattın. | Open Subtitles | أنت من عدت هناك لتخبرني بمدى البؤس التي فيه |
| Onlar sadece, sebep oldukları ızdırabı çok iyi bilen fakat umursamayan çok kötü insanlar tarafından akıllarına koyulmuş, çok kötü bir bilgiye dayanarak aldıkları, çok kötü bir kararın düşünülemez sonuçlarıyla yaşıyorlar. | TED | إنهم يعيشون مع عواقب غير متوقعة لقرارات سيئة جداً، مبنية على معلومات خاطئة أقنعهم بها أناس سيئون جداً، أناس يعرفون جيداً البؤس الذي يتسببون به. ولكنهم لا يأبهون بذلك. |
| Tüm bu ızdırabı geride bırakacagız. | Open Subtitles | وكل هذا البؤس الذي يُحيط بنا... |
| Moralim bozulduğunda ya da kederle dolduğumda kimsenin duymak istemeyeceği ruhumdaki ızdırabı ve acıyı.. | Open Subtitles | أشعر بالحاجة ، حين أكون مكتئباً أوحينيتغلبعلى القلق.. أن أعبر عن معاناة روحي كلأحزاني.. |
| Her gün milletin ızdırabı ile uğraşmak iç karartıcı olsa gerek. | Open Subtitles | أعني, لا بد وأنه مُسبب للإكتئاب تعاملكِ مع معاناة الجميع طيلة اليوم. |
| Tanımadıklarımızın ızdırabı, dostların can çekişmesi. | Open Subtitles | معاناة الغرباء، صراع الأصدقاء. |
| İşte o andan itibaren Itachi'nin ızdırabı başladı. | Open Subtitles | ومنذ تلك اللحظة بدأت معاناة إيتاتشي |