| Oy merkezlerinde gözdağı verildiği, ve oy sandıklarının çalındığı iddiaları vardı. | TED | كانت هناك إدعاءات ترهيبية بمراكز الإقتراع، لسرقة صناديق الإقتراع. |
| Ama daha önce Roma Kulübü'nü gördük, dünyanın kaynaklarının tükeneceğiyle ilgili iddiaları gördük. Bu iddiaların doğru olmadığını söylemiyorum. | TED | ومع ذلك، شاهدنا في نادي روما، ومن خلال الإدعاءات السابقة بإمكانية نفاذ الموارد، ولن نُجادل بخصوص هذا ونُنفي صحتها. |
| Peki ya kötüye kullanım iddiaları, doktor? | Open Subtitles | وماذا عن الادعاءات بسوء الممارسة دكتور ؟ |
| Başsavcı, onun sistematik bir şekilde kanıtları saklayarak mahkûmiyet aldırdığı hakkındaki iddiaları araştırıyor. | Open Subtitles | النائب العام يحقق في مزاعم أنه يقوم بإخفاء أدلة بإنتظام للحصول على الإدانة |
| Evet, eminim Baş komiser Colvin acil olarak başka bir yere gitmek zorunda kalmasaydı canlı yayında bu iddiaları çürütürdü. | Open Subtitles | نعم، وأنا متأكد إن لم تكن حضرة المشرفة مطلوبة بشكل عاجل في مكان آخر فكانت ستفند تلك المزاعم على الهواء مباشرة |
| Bu yüzden Katolik Majestelerinin hak iddiaları geçerli değil. | Open Subtitles | بما أن إدعاءات جلالة الملكة الكاثولكية لملكية المساجين لا أهليةَ لها |
| Gördüğün gibi; çiftlerimiz aynı tarafta olsalar da çelişen iddiaları var. | Open Subtitles | ترين, كلا من الزوجين في نفس الجانب لدينا إدعاءات متنافسة سوف نضع خلافاتنا جانباً |
| Hayır, ama onun bütün davası kurbanın kızının doğrulanmamış iddiaları üzerine kurulu. | Open Subtitles | لا ، ولكن قضيتها بالكامل مبنية على إدعاءات واهية لإبنة الضحية |
| Size göstermeyi umduğum şey bu kurnazca iddiaları didiklerken, bu kurnaz iddiaların ardındaki bilimsel iddiları deşmek kusur bulmak için yapılan bir aktivite değil, topluma faydalı olduğu kadar | TED | وما أسعى لأن أشرحه هون أن دحض هذه الإدعاءات الهزيلة، وإختبار الأدلة التي تقوم عليها هذه الإدعاءات، هى ليست أكثر من أنشطة مغلوطة شريرة ; إنها أمرٌ مفيد إجتماعياً |
| Tıbbi iddiaları saymazsak, tüm elimizdekiler üzerinde kırmızı bir nokta olan beyaz bir kutu. | Open Subtitles | بدون الإدعاءات الطبيّة, كل ما لدينـا هو علبة بيضاء مع بقعة حمراء عليها |
| Eğer onu bir nebze olsun tanısaydın, bu iddiaları o kadar da ciddiye almazdın. | Open Subtitles | و لو علمتِ ذلك عـنـه لما أتخذتي تـلك الإدعاءات على محمل الـجـد |
| Meslektaşımın çirkin iddiaları doğrultusunda ben de erteleme talebimi yineliyorum. | Open Subtitles | صديقي المتعلم أتى بهذه الادعاءات البشعة لتنهي هذه القضية وأنا أكرر طلبي |
| Başkan Denkins'in ofisinden bir sözcü iddiaları reddetti. | Open Subtitles | المتحدث بأسم العمدة دينكينز نفي جميع الادعاءات |
| Savcılık olarak iddiaları ispatlayacağını vadetti. | Open Subtitles | محاكم المدعي الذي وعد باثبات العديد من الادعاءات الصحيحة |
| Fultbolcu Dan Harlow hakkındaki asılsız iddiaları çürütmek için açılan dava, bugün başlıyor. | Open Subtitles | بدأ لاعب كرة القدم " دان هارلو " إجراءات دحض مزاعم التشهير اليوم |
| iddiaları vardı uygunsuz cinsel ilişki 16-year-old ile öğrenci. | Open Subtitles | كانت هناك مزاعم عن علاقات جنسية غير لائقة مع طالب في السادسة عشر من عمره |
| , Müstehcen metinler gönderdi, um vardı ve ilişkilerin iddiaları vardı. | Open Subtitles | كانت هناك رسائل توحي بذلك ارسلت وكانت هناك مزاعم علاقات |
| Bu açıklama ile iddiaları düşünürseniz neden... | Open Subtitles | كان هذا تعليقهم على تلك المزاعم ويمكنك ان ترى لماذا... |
| Huzursuzluğun merkezinde ise İsrail ve Filistinlilerin Tapınak Tepesi üzerindeki hak iddiaları yer alıyor. | Open Subtitles | سبب تلك الأضطرابات هو المزاعم الاسرائيلية - الفلسطينية المتناحرة حول عائدية (جبل الهيكل) |
| C.I.A ve Beyaz saray yetkilileri bu iddiaları reddetti. | Open Subtitles | المخابرات و البيت الابيض رفض الرد على هذه الإتهامات |
| Bu, yerel dükkanımda yerini aldığı zaman, doğal olarak bu iddiaları destekleyen araştırmalar konusunda meraklandım. | TED | عندما ظهر هذا المشروب في المتجر المحلي، بالطبع اصابني الفضول بالنسبة للابحاث التي دعمت هذه الإدعائات |