| Kurtlar başarılı olursa tüm sürüye bir hafta yetecek kadar etleri olacak. | Open Subtitles | لو نجحت الذئاب فسيحظون بما يكفي من اللحم للمجموعة كلها لمدة أسبوع. |
| Çünkü inan bana, ben kendimi ikimize de yetecek kadar cezalandırdım. | Open Subtitles | لأنّ عليكَ أن تصدقني لقد عاقبتُ نفسي بما فيه الكفاية لكلينا |
| Kulübeyi boşaltmalarını söyle. profesörü asmaya yetecek kadar delil bıraksınlar. | Open Subtitles | أخبرهم أن ينظفوا الكوخ وأن يتركوا دليل كافي لإعدام البروفيسير |
| Tüm evi yutmaya yetecek kadar derin. | Open Subtitles | أتجرأ وأقول بأنه عميقاً كفاية ليبتلع هذا المنزل بأكلمه |
| Ayrıca ısıtmalı bir havuzumuz ve herkese yetecek kadar mayomuz var. | Open Subtitles | و لدينا أيضا حوض للسباحة مدفأ و بذات سباحة تكفي الجميع |
| Yapılması gereken fedakarlıklar olduğunu görmeye yetecek kadar parlak bir ateş yaktın. | Open Subtitles | أنتِ تلمعين بما يكفي لمعرفة أنه هناك تضحيات معينة يجب أن تقدم |
| Bazı yerlerde gaz milyonlarca yıldızın oluşumuna yetecek kadar yoğun bulunmaktaydı. | Open Subtitles | في بعض المواضع كان الغاز كثيفاً بما يكفي لتشكّل ملايين النجوم |
| Gezegeni havaya uçurmaya yetecek kadar silahınız var bu gemide. | Open Subtitles | أنتم لديكم قوّة نارية بما يكفي على هذه السفينة، لتفجيره |
| Çünkü inan bana, ben kendimi ikimize de yetecek kadar cezalandırdım. | Open Subtitles | لأنّ عليكَ أن تصدقني لقد عاقبتُ نفسي بما فيه الكفاية لكلينا |
| Onun katlandığı acıları silmeye yetecek kadar büyük bir ev yok. | TED | لا يوجد منزل كبير بما فيه الكفاية لمحو الألم الذي كان على جدتي الكبيرة تحمله. |
| Fakat bu küçücük hareketler etkileşen levhalarda derin çatlaklara neden olmaya yetecek kadar güçlüdür. | TED | لكن هذه الحركة الصغيرة قوية بما فيه الكفاية لتسبب الشقوق العميقة في الصفائح المتفاعلة. |
| Neyse ki aşağıdaki su kıyısında hepsine yetecek kadar yiyecek var. | Open Subtitles | لحسن الحظ عند أسفل حافة الماء، يوجد غذاء كافي لهم جميعا. |
| Peki ama nineye yardım etmeye yetecek kadar parayı nasıl toplayacağız? | Open Subtitles | حسنا , لكن كيف يمكننا جمع مال كافي لمساعدة الجدة ؟ |
| Seninle dalga geçmeye yetecek kadar ayığım, seni adi sahtekar. | Open Subtitles | واع كفاية لكي ألقنك درسا أيها المحتال الكاذب |
| Bu şehrin ikimize yetecek kadar büyük olmadığını mı söylüyorsun? | Open Subtitles | هل أفهم من كلامك أن هذه المدنية لا تكفي كِلينا؟ |
| Burada bundan sonraki 3 nesil Makedon ordusuna yetecek kadar altın var. | Open Subtitles | لدينا ما يكفي من الذهب هنا لتمويل الجيش المقدوني لثلاثة أجيال قادمة |
| Everest Dağı'nı batırmaya yetecek kadar derin ve hâlâ yeni su altındaki zirvesinin üstünde 2.1 kilometre su var. | TED | هذا عمقٌ كافٍ لإغراق جبل إيفرست وإبقاء أكثر 2.1 كيلومترًا من الماء فوق قمته المغمورة حديثًا. |
| Ve hiçbir göçmen o tehlikeli yolculuğa kalkışmazdı eğer kendilerine ve çocuklarına yetecek kadar yiyecekleri olsaydı. | TED | ولا يوجد مهاجر يمكن أن يسلك هذه الرحلة الخطرة إذا كان هناك طعام كاف لأنفسهم ولأطفالهم. |
| İç çembere yetecek kadar sonsuz sayıda çizgi vardı. | Open Subtitles | هناك عدد لانهائي من الخطوط، سيكون كافياً للدائرة الداخلية. |
| Vakit kaybı. Hepsine yetecek kadar arazi yok. | Open Subtitles | أنهم يضيعون وقتهم لا يوجد أرض كافيه لهم جميعا |
| Eğitimimi sağlamaya ve diplomamı almaya yetecek kadar. Aferin sana! | Open Subtitles | لقد جمعت ما يكفى كى ألتحق بالمدرسة واتعلم دروس مرحلتى |
| ve heyecan verici bir noktada elimizde bu belli başlı umut ve sıcak noktaları korumaya yetecek kadar bilgi var. | TED | والمثير في الأمر أنه لدينا المعلومات الكافية للتحرك قدماً لحماية بعض من نقاط الأمل المؤثرة هذه |
| Sizi, gizli bir Kalvinist olmakla suçlamaya yetecek kadar kafir gereci evinizde bulundu. | Open Subtitles | لقد تم إكتشاف مايكفي من هرطقة.. في منزلك والتي تدينك بوصفها الكالفيني السري |
| Birkaç gün yetecek kadar elbise getirdim. | Open Subtitles | أحضرت لك بعض القمصان والسراويل تكفى لعدة أيام |
| Zamanla, silahlarımız olacak, ve bizi zafere ulaştırmaya yetecek kadar yiyecek ve içeceğimiz. | Open Subtitles | بمرور الوقت، سيكون عندنا أسلحة والطعام والشراب الكافي طوال المدة حتى بلوغ النصر |