| Kapıya doğru koştum ama ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Utanmıştım ve kafam karışmıştı. | Open Subtitles | وركظت نحو الباب، أنا لم أعرف ما أقول، أنا كنت محرجاً ومربكاً |
| - Kötü bir şey olduğunu bilmiyordum. - Bira olduğunu biliyordun. | Open Subtitles | أنا لم أعرف أن بها شرا لقد كنت تعلم أنها بيرة |
| Bu yüzden, annemin Takayuri yarışmasına katılması hakkında hiçbir şey bilmiyordum. | Open Subtitles | لذا فعندما دخلت امي مسابقة تاكايري أنا لم أعرف اي شيء |
| Çok güzel. Bay Bond'un babamı tanıdığını bilmezdim. | Open Subtitles | اولمبي أنا لم أعرف ان السيد بوند يعرف ابي |
| Bunun hakkında ciddi olduğunu fark etmemiştim, bu yüzden iptal ettim. | Open Subtitles | أنا لم أعرف أنك كنت جادا بشأن ذلك .. لذلك قطعته |
| ben palermo da bir muz çalmanın bu kadar önemli olduğunu bilemedim. | Open Subtitles | أنا لم أعرف بأن سرقة موزة في بليرمو أمر خطير جدا |
| Hayır, Hayır. değiğim gibi, ertesi güne kadar bana çarptığını bilmiyordum. | Open Subtitles | كلا فكما قلت أنا لم أعرف أنني صُدمت حتى اليوم التالي |
| bilmiyordum. Yapabileceğim bir şey var mı? | Open Subtitles | أنا لم أعرف هل هناك أي شئ يمكن أن أعملة للمساعدة؟ |
| - Öyle bir yer olduğunu bilmiyordum. | Open Subtitles | أنا لم أعرف أى نوع من الأماكن هذا المكان |
| Bir sinemaya girdim. Hangi filmin oynadığını bilmiyordum. | Open Subtitles | دخلت السينما، أنا لم أعرف ما الذي كان يعرض، أنا فقط إحتجت للحظة |
| Mücevheri nereye sakladığını bilmiyordum ama mektubu nereye koyduğunu bana daha önceden göstermişti. | Open Subtitles | و أنا لم أعرف أين قد خبأ البضاعة لكنه أراني من قبل أين يحتفظ بالخطاب |
| Ne yaptığımı bilmiyordum. | Open Subtitles | تغيير الخريطة؟ أنا أنا أنا لم أعرف ماكنت أعمله حسنا؟ |
| İlk geldiğinizde oğluma yardım edeceğinizi bilmiyordum. | Open Subtitles | أنا لم أعرف بأنك كنت تحاول مساعدة إبني عندما جئت |
| Kendini geri dönüşüme bu kadar adadığını ben bile bilmiyordum. | Open Subtitles | مذهل، حتى أنا لم أعرف أنه بهذا الاخلاص إلى اعادة التصنيع. |
| Senin bu kadar sevimli olduğuna inanamıyorum. Bu tür düşüncelerinin olduğunu bilmiyordum. | Open Subtitles | أنا فقط لا أستطيع تصديق كم محبوب أنت أنا لم أعرف بأنه لديك كل هذه المشاعر |
| Oh, Merhaba, çocuklar. Burada olduğunuzu bilmiyordum. | Open Subtitles | مرحباً، يا رجال أنا لم أعرف بأنكم كنتم هنا |
| Böyle bir uzmanlık olduğunu bilmiyordum. | Open Subtitles | النجاح الباهر. أنا لم أعرف مثل هذا الشيء وجد. |
| Uyandığım zaman nerede olduğumu bilmiyordum, Wallace'ı da göremedim. | Open Subtitles | وعندما إستيقظت، أنا لم أعرف أين أنا وأنا لا أستطيع أن أرى والاس أكثر. |
| İnsanların böyle binalar inşa edebileceğini bilmezdim. | Open Subtitles | أنا لم أعرف أن الرجال يمكنهم أن يبنوا شيئاً مثل ذلك |
| Bu kadar yakında olduğunu fark etmemiştim. | Open Subtitles | أنا لم أعرف إنك قريب لهذا الحد |
| Seni bugün gördükten sonra, ne yapacağımı bilemedim. | Open Subtitles | بعد أن رأيتك اليوم، أنا لم أعرف الذي ما عدا ذلك لأعمل. |
| Herifi tanımıyorum bile. Hayatımda daha önce hiç görmedim. | Open Subtitles | أنا لم أعرف الرجل أبداً لم آراه من قبل في حياتي |
| Polis kapıya gelip onu tutuklayana kadar olaydan haberim yoktu. | Open Subtitles | أنا لم أعرف حتى حول ذلك حتى جاؤوا إلى الباب لإعتقاله، موافقة؟ |