| Karın hiç erimediği karanlığın altı ay sürdüğü kuzeyden korkutucu bir halk. | Open Subtitles | الشعب المخيف من الشمال حيث الثلوج لا تذوب ويخيم الظلام لستة أشهر |
| Yaşlı erkek yaklaştıkça, tecrübeleri, bu korkutucu kalabalığın merkezine ne kadar yakın olursa, dişileri o denli etkileme şansı olacağını söylüyor. | Open Subtitles | حالما يقترب الذكر العجوز يعرف انه , كلما كانت البقعة اقرب للمركز في هذا الحشد المخيف كلما كان أكثر جاذبية للإناث |
| Ama öte yandan, çok da korkutucu yani ne istediğini bilmek. | Open Subtitles | هو أيضاً.. أعني هو أيضاً إدراك مُخيف ماالذي تريد هو الذي تريده تعرفين ماذا أعني؟ |
| Şimdi hep beraber bataklığın korkutucu hayaletlerle dolu bölümüne gireceğiz. | Open Subtitles | والآن، سنتجه إلى جزء من المستنقع توجد به الأشباح المخيفة |
| En korkutucu olduğunu düşündüğüm ekonomi istatistiklerinde bugün bu durum görülmektedir. | TED | هذا يظهر في ما أعتبره الإحصاءات الإقتصادية الأكثر رعباً في عصرنا. |
| Ama asıl korkutucu şey okyanus ile ilgili fiziksel ve kimyasal şeylerdir. | TED | هناك حقا اشياء مخيفة بالرغم من ذلك جسدي وكيميائي الصور داخل المحيط |
| Bu ağaç evi yapma süreleri boyunca oldukça korkutucu anlar yaşandı. | Open Subtitles | طِوال الوقت يبنون بيت الشجرة هذا لقد كانت هناك لحظات مُخيفة |
| Asıl korkutucu olansa, ateş edildikten sonrasına kadar hiç bir şey anlamadım. | Open Subtitles | الأمر المخيف والمزعج هو أنني لم أعلم ماذا حدث بعد إنطلاق الرصاصة |
| Yabancı bir erkekle görüşmek korkutucu olmalı. Özellikle bir katil, dışarıda dolanıyorken. | Open Subtitles | لا بد انَّهُ من المخيف مقابلة رجال غرباء بوجود قاتل في الخارج |
| korkutucu olan şey, sinyal gücümü takip ederken izimi sürmüş. | Open Subtitles | الشيء المخيف هو، أنه حدد مكاني عن طريق قوة إشارتي |
| korkutucu bir dünyada yaşıyoruz. Kötü şeyler oluyor. | Open Subtitles | إنـّه عالم مُخيف ، و ثمّة أشياء سيّئة تحدث. |
| Bunun korkutucu olduğunu ve aklının almadığını biliyorum. | Open Subtitles | انظري، أعلم أن ذلك مُخيف ولا شيء يبدو له مغزى |
| Bir çok korkutucu ses çıkardılar ve annemi yanlarında götürdüler. | Open Subtitles | لقد قاموا بعمل الكثير من الضجة المخيفة واخذوا امي معهم |
| Bak, dışarıda çok fazla korkutucu şey oluyor, tamam mı? | Open Subtitles | أنصت ، هناك الكثير من الأشياء المخيفة بالخارج ، حسناً؟ |
| O gece olan en korkutucu şey neydi biliyor musun? | Open Subtitles | هل تعلم ما هو الشيء الأكثر رعباً بتلك الليلة ؟ |
| Bundan sonrası iyice korkutucu çünkü onu kovalıyorlar ve meşaleler ve saire. | Open Subtitles | ياللهول لقد اصبحت القصة مخيفة جدا لانهم قاموا بمطاردته واشعلوا الشعلات والحاجات |
| Kredi alarak bir işletme kurmak ve kredinin baskısı altında kalmak korkutucu bir şey biliyorum. | Open Subtitles | إنني أعلم بأن ابتداء المشروع بذلك القرض من البنك الذي على عاتقكِ يجعل الأمور مُخيفة |
| Hiçbir şey penisi olan bir kızdan daha korkutucu olamaz. | Open Subtitles | لا يوجد هناك شيء أكتر إخافة من فتاة تملك قضيب. |
| çünkü manşeti okuduğum an bıraktım. Ama işte korkutucu bir gerçek: | TED | لأنني توقفت عن القراءة عند العنوان لكن هنا شيء اخر مخيف |
| Onun, korkutucu duddly'nin ve iğrenç fuddly'nin kuzeni olduğu kimin aklına gelir. | TED | من الصعب تصديق أنه ذو صلة بالددلي المرعب. أو الفدلي القبيح. |
| Aslında hükûmetlerimizi yönetmemize yardımcı olacak gelecekten gelen bir robotun düşüncesi kulağa korkutucu geliyor. | TED | في الحقيقة فمجرد التفكير برجل آليّ قادمٍ من المستقبل لمساعدتنا في إدارة حكوماتنا يبدو مرعباً. |
| Çünkü onlar kötü, korkutucu derecede kötü, ve onlarla bir işimiz olsun istemeyiz. | Open Subtitles | لأنهم أشرار,أشرار مخيفه,ونحن لانريد أى علاقه بهم |
| Koca Ed ve Danny Boy bayağı korkutucu olabiliyorlar. 10 kilo ter döktüğünü söyleyebilirim. | Open Subtitles | اجل , بيج اد وداني احيانا يكونون مخيفين جدا |
| Biliyorum, bu büyük bir olay ve korkutucu ve sizlerden çok uzak. | Open Subtitles | أعرف إنه تغيير ضخم ومخيف وهو بعيد عنكم كثيراً |
| Size çok yakın birinin kollarınızda ölmesinin ne kadar korkutucu olduğunu bilemezsiniz. | Open Subtitles | لايمكنك تخيل مقدار الرعب لوجود شخص قريب جدا منك يموت بين يديك |
| Birlikte seyrettiğimiz çocuk kadar korkutucu değildi. | Open Subtitles | ولم يكن مُخيفاً حقاً بقدر الفتى الذي شاهدته برفقته |