| Aslında bu tarafta oturmayı yeğlerim, bu kulağımla pekiyi duyamıyorum. | Open Subtitles | بالواقع أفضّل الجلوس هنا، لا أسمع جيداً عبر هذه الأذن |
| Bilmem. İnsanların solunda oturmayı severim. Arabayı ben sürüyormuşum hissi veriyor. | Open Subtitles | لا أعرف، أحب الجلوس على يسار الناس، أشعر وكأنني أقود السيارة |
| Sıcak arabanın içinde oturmayı seninle markete gitmeye tercih ederim. | Open Subtitles | أفضّل الجلوس في سيارة ساخنة على أن أدخل متجراً معك |
| Bazen hiçbir şey yapmadan bahçede oturmayı düşünüyorum. | Open Subtitles | أعتقد في بعض الأحيان أنه يذهب للجلوس في حديقة |
| Tüm hayatım boyunca, ilk sırada oturmayı hayal ettim, oyuncu kulübesinin arkasında. | Open Subtitles | طيلة حياتي كنت أحلم بالجلوس في الصف الأمامي، وراء السور |
| Boş boş oturmayı sevmiyorum. 10 milyon dolarlık bir teknede hedef olmak istemiyorum. | Open Subtitles | لا أحب الجلوس مكتوف اليدين كهدف سهل في زورق بـ 10 مليون دولار. |
| Boş boş oturmayı sevmiyorum. 10 milyon dolarlık bir teknede hedef olmak istemiyorum. | Open Subtitles | لا أحب الجلوس مكتوف اليدين كهدف سهل في زورق بـ 10 مليون دولار. |
| Henüz kısa bir süre önce anlamaya başladım, böyle oturmayı Hintli olmaktan dolayı öğrenmedim ben. | TED | مؤخرا فقط بدأت لفهم أنني لم أتعلم الجلوس هكذا من خلال تراثي الهندي. |
| Onun kucağında oturmayı severdi çünkü yatağında yatmanın onun için acı verici olduğunu söylerdi. | TED | كان يحب الجلوس البقاء في حضنها لأنه قال أنه مؤلم بالنسبة له الإستلقاء على فراشه |
| Üzgünüm şu anda masam yok. Belki barda oturmayı tercih edersiniz. | Open Subtitles | آسف لا توجد طاولة خالية الآن يمكنكم الجلوس على البار |
| Evet, yüksekte oturmayı seviyorum. Herşeyi kontrol edebiliyorum. | Open Subtitles | أجل، أود الجلوس بالأعلى لكي أتفقد كُل شيء. |
| Evet, yüksekte oturmayı seviyorum. Herşeyi kontrol edebiliyorum. | Open Subtitles | أجل، أود الجلوس بالأعلى لكي أتفقد كُل شيء. |
| - Sen de salonda oturmayı mı tercih ediyorsun? - Evet. | Open Subtitles | ـ وأنت تفضلين الجلوس فى تلك الردهة ـ أجل |
| Bir de 16 saat arabada oturmayı dene. | Open Subtitles | أجل، إذن حاول الجلوس في سيارةٍ لـ 16 ساعة |
| Biliyorum, sen bunu yaparken tuvalette oturmayı kesmeliyim. | Open Subtitles | أعلم, عليّ أن أتوقف عن الجلوس في الحمام بينما تفعلين هذا. |
| Dostum, bu oturmayı unuttuğum zamandan çok daha kötü bir durum. | Open Subtitles | أكثر مثير هذا ، رجل يا الجلوس فيها نسيت التي المرة تلك من |
| Sekizinci sınıfa giderken, senin arkanda oturmayı severdim çünkü saçların greyfurt gibi kokardı. | Open Subtitles | عندما كنا في الصف الثامن كنت أحب الجلوس خلفك في الماضي لأن شعرك رائحته كالفواكه |
| Sayı! Homer maç bitene kadar arabada oturmayı mı düşünüyorsun? | Open Subtitles | (هومر)، أكنت تخطط للجلوس في السيارة حتى إنتهاء المباراة؟ |
| 'Çünkü kanepelerde yaşamayı ve oturmayı çok severim. | Open Subtitles | معظم الناس يجعلون كلابهم داخل المنزل ويسمحون لهم بالجلوس على الصالون |
| Yaptığım şeyi mi yapmak istiyorsun, oturduğum yerde oturmayı? | Open Subtitles | هل تريدين فعل ما أفعل ؟ تجلسين حيث أجلس ؟ |
| Sonunda oturmayı ve onsuz düzgün yemeği öğreneceksin. | Open Subtitles | ففي النهاية ستتعلمين كيف ينبغي أن تجلسي وأن تأكلي بشكل لائق دون الحاجة إليه |
| Kendimi bala bulayıp, eşek arısı yuvasında oturmayı tercih ederim. | Open Subtitles | أفضّل تغطية جسمي بالمربّى والجلوس في عش الزنابير. |
| - oturmayı sevmiyor. - Bu doğru. | Open Subtitles | إنّه لا يُحب الجُلُوس هذا صحيح |
| Isıtmak için biraz ellerinin üstüne oturmayı unutma. | Open Subtitles | تذكر أن تجلس على يديك قليلا لكي تصبحا دافئتين |
| Çok sıkı çalıştım çocuklar. Bir kumsalda oturmayı hak etmedim mi? | Open Subtitles | أنا أعمل كثيرا , ياشباب ألا أستحق أن أجلس على الشاطيء؟ |
| Aralarında bulunan üzüm bağcıları ve tohum yetiştiricileri, kendi asmaları ve incir ağaçları altında oturmayı umuyordu. | Open Subtitles | كانت تسرى فيهم جرعه من النشاط مزارعى الكروم و زارعى البذور كلُُُ كان يأمل أن يجلس تحت كرمة العنب أو شجرة تين الخاصه به |