| Haftaiçi bile bu kadar kalabalıkken nasıl oluyor da kar edemiyorlar? | Open Subtitles | أترى كيف تقول لا أرباح نجنيها و النادي مزدحم طوال الاسبوع |
| Lubeck, seni muhteşem gözü keskin insan 190.000 Dolar kar yaptım demektir. | Open Subtitles | لوبيك، أيها الطائر العظيم، لقد أكسبتني أرباح قدرها 190 ألف دولار. |
| Uzun vadede direnişe başarılı bir şekilde karşı koymak için yeni antibiyotikleri yaratıcıları için kârı daha da azaltarak idareli kullanmamız gerekecek. | TED | ولنجاح مكافحة المقاومة على المدى البعيد، يجب أن نرشد استخدام المضادات الحيوية الجديدة بخفض أرباح مبتكريها بشكل أكبر. |
| Mesele, bir kez olsun marketin kârını ve internetteki klasik, tığ ile işlenmiş oyuncak bebek süveterlerine ne kadar teklif yapacağımı umursamamak. | Open Subtitles | إنه يتعلق ولو لمرة أن لا أقلق بشأن أشياء مثل أرباح المتجر أو بكم أزايد على السترة القديمة يدوية الصنع على النت |
| Dava mahkemeye çıkana kadar, satış kârından savunma ücretini toplarsınız. | Open Subtitles | في الوقت الذي ستصل فيه القضية للمحكمة ستمول دفاعك من أرباح المبيعات |
| İşinde elde ettiği kazançlar sayesinde; kardeşlerine, üç yeğeni ile topluluğundaki diğer çocuklara okula gidebilmeleri için destek olabildi. | TED | من خلال أرباح أعمالها، كانت قادرة على دعم أشقائها، ثلاث بنات وأبناء وأطفال آخرين في مجتمعها للذهاب إلي المدرسة. |
| Bu bir yerden sağlanan karı ekolojik kaynakları korumak için bir başka yere aktarmaktır. | TED | إنها تأخذ أرباح من مكان وتخصصها إلى حماية الموارد البيئية. |
| Siz de tesadüften mi kar sağladınız? | Open Subtitles | أي أرباح جنيتيها كانت أرباح عرضية, أليس كذلك؟ |
| Dijital korku filmlerinde çok kar var diyorlar. | Open Subtitles | يحصل الناس على أرباح ضخمة في أفلام الرعب الرقميّة تلك. |
| kar yapamazsam, petrol fiyatlarının içinde pusuya yatmış yavaş bir ölüm beni bekliyor. | Open Subtitles | أرباح متصاعدة تقلل من تصاعد نسبة الموت من البنزين |
| Bu tam olarak fikirlere kar getirecek şekli vermek. | Open Subtitles | الجميع يملك أفكارًا تحويل هذه الأفكار إلى أرباح هو التحدي |
| Yıl sonunda, Carlos fazla nakiti bonus olarak böylece katılabileceğin bir kar kalmadı. | Open Subtitles | في نهاية العام كارلوس يأخذ المال الزائد كتعويض, لذلك لا يوجد أرباح لتشارك بها |
| Ve sen gerçek para ve gerçek güçten kar katılımı ve uydurma bir mevkii için vazgeçiyorsun. | Open Subtitles | وأنت تقوم بالتخلي عن المنصب والنقود الحقيقيين لأجل أرباح مصطنعة ومنصب خيالي |
| Ama durum şu ki şirket umduğumuz kârı getirmiyor. | Open Subtitles | لكن تكمن الحقيقة في أن هذه الشركة لم تصدر أرباح كما كنا نتمنى |
| Sizin borcunuz, öğrenim kredisi sektörünün kârını semirtiyor. | TED | فقرضك يساعد في زيادة أرباح صناعة القرض الطلابي. |
| Yönetim komitesinde eşit koltuk garantisi vereceğimizi ve Chumhum kârından 18 aylık birikim vereceğimizi söyleyeceğiz. | Open Subtitles | عدد مساوٍ من المقاعد في اللجنة الإدارية وأن تكون أرباح تشام هام لهم لمدة 18 شهرًا |
| Bush yönetimi yatırımdan elde edilen kazançlar ve hisse senedi gelirleri üstündeki vergiyi indirdi ve veraset vergisini kaldırdı. | Open Subtitles | كبير المستشارين الاقتصاديين فى أدارة بوش قامت أدارة بوش بتخفيض الضرائب بشدة على أرباح الاستثمار و توزيع أرباح الأسهم |
| toprağın karı John Bell'indir. | Open Subtitles | أنت لديكِ الـ100 دولار وخادمه صاموائيل أرباح هذه الأرض ستعود إلى السيد جون |
| Bence bu yolla sirket kâra geçebilir.. | Open Subtitles | أعتقدُ أنها طريقة جيدة لزيادة أرباح الشركة |
| Yargıç, telif ücretini ödediğiniz sürece sorun olmadığını söylemişti. | Open Subtitles | القاضي لم يمنع ذلك طالما تعطيه نسبة أرباح |
| Fark ettim ki, şirket kârının %1'ini her yıl hayır işine veriyoruz. | TED | وأدركت بأننا نقوم بالتبرع بواحد بالمئة فقط من أرباح الشركة إلى الجهات الخيرية كل عام |
| Bundan bir kovan olsun, kerhanenin kazancı üçe katlanır. | Open Subtitles | دلو واحد من هذه ثلاث مرات أرباح بيوت الدعارة لهذا الأسبوع. |
| Bu konuların içine daha derin daldıkça daha iyi anlamaya başlıyoruz ki işletmeler, sosyal problemleri çözünce kâr sağlıyorlar. | TED | كلما خضنا أكثر في هذه القضايا كلما بدأنا نفهم أنه في الواقع أرباح الأعمال من الحلول من المشاكل الاجتماعية |
| Eğer bize para kazandırmazsa bir daha onunla iş yapmayacağım. | Open Subtitles | إذا لم يرينى أى أرباح, لن اتعامل معه مرة آخرى |
| Ucu ucuna kazanç sağlıyorduk ve mutsuz hissedarlarımız vardı. | TED | كانت لدينا أرباح هامشية، و كان شركاؤنا غير مسرورين. |
| Bu miktar ikili bahisleri, oyun makinalarında oynananları, bilet satışından elde edilenleri ve bağış paralarını kapsıyor. | Open Subtitles | و يشمل هذا أرباح الرهانات المتعددة و كسور الرهانات و الضرائب على الرهانات المتعددة و إيرادات الإمتيازات و بيع التذاكر |
| Bu şirkette çalıştığın için, tasarımların da kârın da mağazaya ait. | Open Subtitles | طالما أنك تعملين لدى المتجر فأى تصميمات أو أرباح عملتيها للمتجر فإنها تحق للمتجر |