| Şu an hücre hapsinde, ama revirde çalışıyor. Gece vardiyası. | Open Subtitles | إنه في الزنزانة الانفرادية الآن لكنه يعمل في المستوصف ليلاً |
| Şu an dışarıda bir yerde çünkü sen ondan vazgeçtin. | Open Subtitles | والآن، إنه في الخارج وحيد في مكان ما، لأنك نبذته |
| Muhtemelen aylardır bu hastalık var ve Şu an da şiddetlenmiş. | Open Subtitles | إنه في الغالب مصاب بها منذُ عدّةِ أشهر والأن أصبحَ حادّ |
| O burada. Şu anda en üst kattaki kurbana doğru ilerliyor! | Open Subtitles | لقد وصل, إنه في طريقة إلي الضحية في الطابق العلوي الآن |
| Belki de son bir kez görmek. 77 yaşında o. | Open Subtitles | أن يراك للمرة الأخيرة إنه في الـ 77 من عمره |
| Nefes kesici bir çöpten Adam başyapıtı bekliyorsa evet. Başı cidden dertte. | Open Subtitles | . إلا إن كانت تتوقع رسماً خطياً مميزاً . إنه في مشكلة |
| Piskoposluğa gitti ve biraz gecikeceğine dair haber yolladı bu yüzden özür diliyor. | Open Subtitles | إنه في الأبرشية وقد أرسل رسالة أنه سيتأخر قليلاً، وأنه يعتذر عن هذا |
| Kendisi Şu anda burada değil. Birkaç güne kalmaz döner ama. | Open Subtitles | إنه في الخارج الآن ولكنه سيأتي في أي يوم |
| Şu an hapiste ve annemin ismini uyuşturucu kârından payını almak için kullanıyor. | Open Subtitles | إنه في السجن و كان يستخدم اسمها لـ يجمع حصتها من عائدات المخدّرات |
| Şu an dışarıda ve bugün döneceğini sanmıyorum. | Open Subtitles | إنه في الخارج حالياً ولا نتوقع عودته اليوم |
| Şu an hapiste ve yediği dayak yüzünden kırılan kafası dışında tamamen sağlıklı. | Open Subtitles | إنه في السجن و في كامل صحته ماعدا الرأس المكسورة من الضرب الذي تعرض له |
| Şu an yoğun bakımda. Ailesinin sınırlı ziyaret hakkı var. | Open Subtitles | إنه في غرفة العناية المركزة الٓان الٔابوان لديهما مواعيد محددة للزيارة |
| Hey, onu tam yüzünden spreylemişsin. Şu an hastanede. | Open Subtitles | لقد رششت وجهه برذاذ البهارات إنه في المستشفى |
| Kapı açıkmış. Şu an arkada. | Open Subtitles | كان الباب مفتوحاً على مصراعيه، إنه في الخلف |
| Şu anda başkentte. Acele edersek gelmesi ne kadar sürer? | Open Subtitles | إنه في العاصمة، وإن تحرك الآن يمكنه أن يأتي هنا |
| 30 yaşının üstünde ama Şu anda gerçek anlamda bacakları titriyor. | Open Subtitles | إنه في الجانب الخطأ من ذوي ال30 عاماً وهو يرتجف حالياً |
| Şu anda o erkek avcısı mahkemede Polise açıklama yapmakla meşgul. | Open Subtitles | إنه في أمان سيدي الآن، الشقراء في المحكمة ستشرح بعض الأمور للشرطة |
| - Çok iyi durumda. - 1500 yaşında, bu kadar iyi durumda olmamalıydı. | Open Subtitles | إنه في حالة جيدة 1500 سنة من المفروض ألا يكون بهذه الحالة الجيدة |
| Önce sen bir bak... 23 yaşında ve bir elini kaybediyor... | Open Subtitles | انظر إلى الشاب انظر أنت إليه إنه في الـ23 وتنقصه يد |
| Başı dertde. Yardım etmek istiyorum. | Open Subtitles | إنه في مشكلة وأريد مساعدته وأريدك أن تساعديه |
| Adam kaya değil ya. İlla ki düşecek. | Open Subtitles | إنه لم يخلق من حجارة . إنه في النهاية سيسقط |
| O gitti. O mezarlıkta. Onu görmek ister misin? | Open Subtitles | هذا يعني أنه رحل، إنه في المقبرة أتود رؤيته عند المقبرة؟ |
| Bir bey sizi görmeye geldi, efendim. Kendisi salonda. | Open Subtitles | هناك سيد أراد رؤيتك يا سيدي , إنه في غرفة الإنتظار |