| Tamam, Görünüşe göre o günah topları bizim düşündüğümüzden hızlı çalışıyormuş. | Open Subtitles | حسناً، لقد اتضح أن كرات الخطيئة مفعولها أسرع مما كُنّا نتوقع |
| Görünüşe göre internet tarayıcınızda bir ipucu yatıyor. | TED | حسناً، اتضح أن السر موجود في متصفح الإنترنت الذي تستخدمه. |
| Ve görünen o ki, bu zincirleme olayların sebeplerinden biri de iklim. | TED | حيث اتضح أن المناخ كان أحد المسببات ضمن سلسلة طويلة من الأحداث. |
| Bazı deri lezyonları olduğu ortaya çıktı. Galiba genetik yatkınlığı yok. | Open Subtitles | اتضح أن لديها تشوهات جلدية أظن لم يكن هناك ميلاً وراثياً |
| meğerse bu yeni medya bize çok fazla yardım etmiyor. | TED | اتضح أن الإعلام الجديد ليس يساعدنا كثيرا بالضرورة. |
| anlaşılan o ki bu yakıtlar ve teknolojiler var ve bu da onun bir örneği. | TED | لذا اتضح أن هذه الأنواع من الوقود والتكنولوجيا موجودة، وإليكم مثال عن هذا. |
| Görünüşe göre Bay Karışık Tost meğerse suçsuzmuş. | Open Subtitles | اتضح أن السيد خبز القمح وهلام العنب هو رجل حر |
| Görünüşe göre, Joy'un Anneler Günü'ndeki düşüncesi... o haftayı anne olmadan geçirmekti. | Open Subtitles | اتضح أن فكرة جوي عن يوم عيد الأم رائع هي قضاء أسبوع بدون أن تكون والدة |
| Görünüşe göre başkanlık kampanyaları biraz tüketici, tamam mı? | Open Subtitles | اتضح أن الانتخابات الرئاسية تسيطر على الوقت , مفهوم؟ |
| Görünüşe göre, çok ortak noktamız varmış. | Open Subtitles | حميمتان جداً اتضح أن لدينا قواسم مشتركة كثيرة |
| görünen o ki, başka şeylerde de oluyor. | TED | وقد اتضح أن ذلك يحدث في أمور أخرى أيضاً |
| görünen o ki, Amerikan Rüyası'nda başarısız olmak, en büyük tehlike değil. | TED | اتضح أن الخطر الأكبر هو ليس الفشل في تحقيق الحلم الأمريكي. |
| Ancak görünen o ki beynin olağan durumu boştaki bir araçtan çok park vitesindeki bir araca benziyor. | TED | ولكن اتضح أن الحالة التلقائية للدماغ تشبه أكثر حافلة تسير ببطء من حافلة متوقفة في متنزة. |
| Her neyse, sonuç olarak, ödenmemiş birkaç park cezam olduğu ortaya çıktı. | Open Subtitles | على أي حال ، اتضح أن لدي مخالفتان وقوف خطأ لم أدفعها |
| Uzun ömürlü olan bu mutantların tüm bu hastalıklara karşı ... ... daha dirençli olduğu ortaya çıktı. | TED | لقد اتضح أن تلك المُتحولات طويلة العمر أكثر مُقاومة لكُل تلك الأمراض |
| Mağaraların inanılmaz yaşam formlarına, daha önce varlığı bilinmeyen türlere barınak olduğu ortaya çıktı. | TED | اتضح أن الكهوف هي مستودعات من أشكال الحياة المذهلة، أنواع لم نعرف بوجودها من قبل. |
| anlaşılan o ki nöro bilimciler bunu da araştırmış. | TED | حسنًا، اتضح أن علماء الأعصاب قد درسوا هذا أيضًا. |
| Öğrendim ki, Joy'un kâtil içgüdüsü gitmişti, yerine kurabiyenin ana bileşenini değiştirmişti. | Open Subtitles | اتضح أن (جوي) فقدت فطرة القتل ــ واستبدلت المكوّن الرئيسي بالوصفة "مليّن للأمعاء" |
| Evet,şey ortaya çıktı ki biraz da olsa... kalıcı duygular ya da birşeyler varmış. | Open Subtitles | أجل ، حسنا ، اتضح أن هنالك بعض من المشاعر العالقة أو ما شابه |
| Fakat ortaya çıkıyor ki, baba orada (evde) var ise | TED | ولكن اتضح أن الأب عليه أن يجعل نفسه حاضراً. |
| Neden mi? öyle görünüyor ki erkekler çok sperm üretiyor. | TED | لماذا؟ لقد اتضح أن الرجال ينتجون الكثير من الحيوانات المنوية. |
| Anlaşıldı ki Uranüs ve Neptün tam olarak olmaları gereken yerdelerdi. | TED | لقد اتضح أن أورانوس ونبتون قد وُجِدا في مكانهما المفترض لهما. |
| Meğer gerçekten de korsanın eski mürettebatına lafı geçiyormuş. | Open Subtitles | اتضح أن القرصان القديم لديه سطوة على طاقمه فعلاً |
| Görünüşe bakılırsa birileri mum yanan bir odada gazı açık unutmuş. | Open Subtitles | اتضح أن هناك من ترك الغاز مفتوحاً و الشموع مشتعلة |
| Kendini kötü hissetti ama onun hatası olmadığı ortaya çıktı. | Open Subtitles | شعرت بالسوء ، ولكن اتضح أن الخطأ لم يصدر منها |