| Açıkçası tek yaptığın Almak ve almakken bu arkadaşlıktan gerçekten sıkılmış olmalısın.. | Open Subtitles | لا بد أنك سئمت من هذه الصداقة فأنت لاتفعلين شيئاً سوى الأخذ |
| Yetkililerle her şeyi paylaştığımda Almak isteyecekleri bazı önlemler olabilir. | Open Subtitles | يجب الأخذ بها عن طريق السلطات عندما يعرفون بالحقيقه الكامله |
| İlk önce babanın akıbeti için merhamet dilendin, sonra da intikamını almaya çalışıyorsun. | Open Subtitles | فى البداية تطلبين الرحمة لأبيك ثم تحاولين الأخذ بثأره |
| İlk önce babanın akıbeti için merhamet dilendin, sonra da intikamını almaya çalışıyorsun. | Open Subtitles | فى البداية تطلبين الرحمة لأبيك ثم تحاولين الأخذ بثأره |
| karşılıklı tavizlerle hallolabilir. | Open Subtitles | مع قليل من الأخذ والرد قد لا تكون من الصعبة جداً |
| Buradaki yaşamın karşılıklı fedakârlık üzerine kurulu olduğunu unutmayın. | Open Subtitles | فقط تذكر أن الحياة هنا هي مسألة من الأخذ و العطاء. |
| Yeni oluşturulan CIA saldırıya geçmeye karar verdi. | Open Subtitles | قررت وكالة الاستخبارات المركزية المشكّلة حديثًا الأخذ بزمام المبادرة |
| Sayın Yargıç, bu belge çalınmış, idari bilgiler içermektedir ve kanıt olarak sunulamaz. | Open Subtitles | سيادتك, الوثيقة تحتوي علي مذكرة تنفيذية تشمل أوراق عمل مسروقة و لا يمكن الأخذ بها |
| Vermek ve Almak iç dürtüleriniz olarak ele alınırsa: Değerleriniz ne? Başkalarına karşı niyetiniz ne? | TED | بينما الأخذ والعطاء هو مُحرِك داخلي : ما هي قيمك؟ ما هي نيتك تجاه الأخرين؟ |
| Son zamanlarda tek istediğin bu gibi. Hep Almak, hep Almak. | Open Subtitles | خذها هذا كل ما تفعله هذه الأيام، الأخذ فقط |
| Son zamanlarda tek istediğin bu gibi görünüyor. Almak, Almak. | Open Subtitles | خذها هذا كل ما تفعله هذه الأيام، الأخذ فقط |
| Aylardır bununla uğraştığımızı biliyorum ve bir cevap Almak için yanıp tutuşuyor olmalısın. | Open Subtitles | أنا أعرف أننا كنا نفعلُ هذا لعدة أشهر ولابد من أنك حريصٌ على الأخذ بقرارات |
| En az verebilecek durumda olanlardan almaya çok utanıyorum. | Open Subtitles | أشعر بالحرج الشديد من الإستمرار في الأخذ ممّن ليس لديهم قدرة على العطاء |
| En az verebilecek durumda olanlardan almaya çok utanıyorum. | Open Subtitles | أشعر بالحرج الشديد من الإستمرار في الأخذ ممّن ليس لديهم قدرة على العطاء |
| Oyuna geldiğinizi öğrendiniz ve intikam almaya karar verdiniz. | Open Subtitles | أدركتِ أنّه تمّ اللعب بكِ، وقرّرتِ الأخذ بالإنتقام. |
| Sürekli para almaya devam ettiler. | Open Subtitles | واستمروا في الأخذ والأخذ والأخذ |
| Dün geceye istinaden, karşılıklı özveri departmanında başa baş gelmiştik. | Open Subtitles | يجب أن يكون هناك بعض الأخذ والعطاء طبقا لليلة الماضية فنحن متساويون |
| Muntazaman birbirimizle görüşeceksek karşılıklı özveri olmalı. | Open Subtitles | قصدي هو،لو سنتقابل بصورة منتظمة يجب أن يكون هناك بعض الأخذ والعطاء |
| karar vermek size kalmış, sayın yargıç. | Open Subtitles | يُرجى إلغاء الأخذ هذا التعليق ، يا صاحبة الشرف. |
| Kanıt olarak sunulamaz mı? | Open Subtitles | لا يمكن الأخذ بها؟ |