| Peki ya turuncu çantalı Öfkeli çocuğun bütün bunlarla ne ilgisi var? | Open Subtitles | وما دخل الفتى الغاضب ذو حقيبة الظهر البرتقالية بأي شيء من هذا؟ |
| Benim çocuklarım yatma vaktini geçtikten sonra konuşurlarsa, Öfkeli sesimi takınır... | Open Subtitles | عندما يستمر أطفالي بالتحدث بعد وقت النوم أستخدم صوتي الغاضب لقول |
| Saldırı üstüne saldırı tıpkı Öfkeli karıncalar gibi, benzin kokusuyla deliye dönmüşlerdi. | Open Subtitles | بالتناوب، بالهجوم، بالهجوم مثل النمل الغاضب المجنون برائحة الغازولين |
| Vay, bunlar yeni dostlarım değillerse. kızgın Çocuk ve Tembel Amca. | Open Subtitles | حسنا حتى لو كان أصدقائي الجدد هم الصبي الغاضب العم الكسول |
| İnan bana, kızgın olduğum şeylerin bir yere gittiği yok. | Open Subtitles | ثق بي، أسباب الغاضب أنها لن تذهب إلى أي مكان |
| Sen kendince sinirli bir memur bekliyordun, ama bunun yerine içen ve şarkı söyleyen serseriler gördün. | Open Subtitles | كنت تتوقع ان يظهر الضابط الغاضب لكنك لم ترى الا مجموعة من المشردين يسكرون و يغنون |
| Soğuk ret, soran bakış Aşkın Öfkeli bakışının şimşeği | Open Subtitles | الصد البارد، نظرة الإستنكار بريق الحب الغاضب |
| Öfkeli ve yalnız kaçık adam hikayesini destekleyen sağlam bir delil olurdu. | Open Subtitles | مما يجعل قضيتهم ضد الغاضب المخبول أكثر إقناعاً |
| Posta torbasına Öfkeli bir gelincik koyduk. | Open Subtitles | ووضعنا ذلك النمس الغاضب بحقيبة توزيع بريده |
| Öfkeli adam, onu budala bir iyimsere çevirmişti. | Open Subtitles | الرجل الغاضب قد تحولت لها إلى متفائل أحول. |
| Aylık ücretini ödeyen bütün Öfkeli gençlere de bunları mı söylüyorsunuz? | Open Subtitles | هل هذا رأيك بالفتى الشاب الغاضب الذي يدفع أجرتك ؟ |
| Sonra da bize düşen tek şey Öfkeli zenci adamlar hikayesini yaymak olacak. | Open Subtitles | كل ما علينا تلفيق قصة الرجل الأسود الغاضب |
| Bisiklet üzerindeki kızgın çocuk hikâyesinden milyonlarca vardır ve sırf kahramanlarını sevmiyoruz diye veya yetimhaneden alıp eve getirdiğimiz çocuk o değil diye, onların hikâyelerini göz ardı edemeyiz. | TED | هناك مليون طفل مثل طفل الدراجة الغاضب ولا نستطيع تجاهلهم لأنه وببساطة لا نحب أنصارهم أو بسبب أنه ليس الطفل الذي نرغبُ في إحضاره للمنزل معنا من دار الأيتام. |
| Özellikle kızgın olan kişi bir kız ya da bir kadınsa. | TED | خصوصًا عندما يكون الشخص الغاضب فتاة أو امرأة. |
| Şimdi bu birçok duygusal ve kızgın söyleme sebep olan bir tartışma. | TED | الآن، هذا محور جدال انشأ الكثير من المشاعر والاستنكار الغاضب. |
| Üzgünüm, canım. ama kızgın kocan göründüğünde, benim cebimde bulacakların senin sıkıntına değmez. | Open Subtitles | أنا آسف، يا عزيزتي لكن عندما يظهر الزوج الغاضب سوف تجدي محتويات جيبي لا يستحق تعبك |
| kızgın kalabalıklara çalmayı hep sevmişimdir. | Open Subtitles | انا دائماً احب الاداء امام الجمهور الغاضب |
| Şu kızgın suçlu polisin bana anlattıklarını, yapacak mıydınız? | Open Subtitles | هل انت هو المجرم الذي كان يحدثني عنه ذلك الشرطي الغاضب |
| Biraz sinirli olduğum için üzgünüm, ama nedeni vardı. | Open Subtitles | أعتذر عن هذا التصرف الغاضب الذي أظهرته ولكنه ضروري |
| Birden, sarhoş ve sinirli kocası gelip şunu dedi: | Open Subtitles | : وفجأة ظهر زوجها الغاضب , والمخمور .. وقال |
| Ve tam da bu anda aslında bu sorunu nasıl çözeceğimizi bildiğimize dair bir meydan okuma ve öfke ile doluydum. | TED | وكنت في تلك اللحظة مملؤة بالإستياء الغاضب والتحدي كوننا في الواقع نعرف كيف نصلح هذا الوضع. |
| Partinin büyük bir fırsat partisi olmasını diliyorsun, yaşlı Huysuz bir parti değil. | TED | ترغب بشدة في ذلك لحزبكم لتكون فرصة كبيرة لكم . ليس للحزب الغاضب. |
| Suratsız heykel temizleyicisi Bay Yang'e parasını ödemeleri ve ödülleriyle birlikte geri dönmeleri gerekiyordu. | Open Subtitles | لابد ان يدفعو للسيد يانج منظف التمثال الغاضب و يعودو بجائزتهم. |
| Kaybetmemin ona hissettirdiği sevinç küçük asabi kalbine fazla geldi. | Open Subtitles | بهجة رؤيتي أخسر كانت شديدة على قلبه الصغير الغاضب |
| * Bay Backlash * | Open Subtitles | ♪ أيها السيد الغاضب ♪ |