| Köpeği öldürmek yanlış değil, ama doğru olmadığı için yanlış. | Open Subtitles | وهذا خاطئ والا اقصد انه قاس بل إنه غير مناسب |
| Burası sadece kullanmak zorunda olduğum değil, kullanmak istediğim de bir yer. | Open Subtitles | هذه الغرفة ليست مجرد مكان علي استخدامه، بل إنه مكان أريد استخدامه. |
| Yabancı bir yer değil; gözlerimizin önünde, bugünkü hareketlerimizle şekillenen bir yer. | TED | ولكنه ليس مكاناً بعيداً، بل إنه يتفتح أمام أعيننا باستمرار الآن متغيراً باستمرار بحسب ما نفعله اليوم. |
| Düşüncemiz bunun sadece bir dizüstü değil, şekil değiştirip bir elektronik kitap da olmasıydı. | TED | الفكرة كانت أنه لن يكون حاسوبًا محمولًا فقط، بل إنه يمكن أن يتحول ويصبح كتابًا إلكترونيًا. |
| Bay Lowe 5. koğuşun peygamberi değil. O bir hasta. | Open Subtitles | الرجل المُنتظر داخل الردهة 5 ليس المسيح بل إنه رجل فى محنة |
| Bu senin için bir olasılık bile değil. | Open Subtitles | بل إنه لم يكـن حتى من ضمن الإحتمالات لديك |
| Belki de tüm bu beraber yaşama olayı aniden gelişti ama önemli değil, her şey harika. | Open Subtitles | حسنا,ربما موضوع العيش سويا برمّته حصل بسرعة بعض الشيء،لكن الوضع على ما يرام,بل إنه عظيم |
| Şu durumda, az önce, sadece kendim için değil bütün insanlık için anlaşılmazdı. | Open Subtitles | بل إنه قبل قليل كان مجهولاً, ليس عندي فقط و لكن عند البشرية ككل |
| Ama dünyanın önce gelen bilim insanlarına göre bu sadece en kötü senaryo değil, bu gerçek bir olasılık. | Open Subtitles | لكن وفقاً لآراء شخصيات قيادية في العالم فإن ذلك ليس أسوأ الاحتمالات بل إنه أمر محتمل بالفعل |
| Aptallık değil, iyisiniz. Gerçekten iyisiniz. | Open Subtitles | إنه ليس سخيفاً ، بل إنه لطيف إنه حقاً لطيف |
| Sadece bu da değil. Ağaca baktığında kendi kendine mırıldanıyor. | Open Subtitles | ، ليس هذا فقط بل إنه يحدق إلى الأشجار و يتمتم |
| Hayatım, bu sana güvenmediğimden değil dürüst olmak gerekirse Tanrı'ya tekrar nasıl güveneceğimi öğrenmeye çalıştığımdandı. | Open Subtitles | و لكن يا عزيزتي ، هذا لم يكن لعدم ثقتي فيك بل إنه بسبب محاولتي بكل صراحة أن أكتشف كيف سيأتمنني الله مجدّداً |
| O araba bir kanıt. Dışarıda değil, gitmiş. | Open Subtitles | تلك السياره دليل إنه لم يخرج بل إنه قد إختفى |
| Bu basitçe müvekkilinizin masumiyeti ya da suçu değil bu belki de Evlilik Yasası Savunmasını alt üst etmenin bir başlangıcıdır. | Open Subtitles | لم يعد الأمر يقتصر على براءة موكلكم أو عدمها بل إنه الآن بمثابة.. البوابة |
| O dünyaların yok edicisi değil Doktor, kurtarıcısıdır. | Open Subtitles | ليس مدمر العوالم يا دكتور، بل إنه منقذها. |
| Hayır, tek benim işim alan değil. Bizim işimiz o! | Open Subtitles | . لا إنه ليس عملي لوحدي ، بل إنه عملنا |
| Basit bir televizyon dizisi değil öyle. İşler derinlere kadar iniyor. | Open Subtitles | لكنه ليس مجرد برنامج تلفزيوني بل إنه أكثر من ذلك. |
| Sanırım o kadar karmaşık değil. Basit. | Open Subtitles | لذا أعتقد أن الأمر ليس بهذا التعقيد، بل إنه بسيط |
| Doğrusu kara delikler kesinlikle kara değil ama ısınan radyasyonla parlıyor. | Open Subtitles | لذا، أن الثقوب السوداء ليست ،سوادء إطلاقاً، بالواقع .بل إنه إشعاع حراري متوهج |
| Bu lokantada, aşçılık eskimiş, yorgun bir evlilik değil, tutkulu bir gönül işidir. | Open Subtitles | في هذا المطعم، الطبخ ليس زواجاً قديماً منهكاً، بل إنه علاقة عاطفية من القلب. |