| Aslında, polen zerrelerinin suda salınmasının atomun gerçekliği hakkındaki öfkeli tartışmaları sonsuza kadar sonuçlandırabileceğini farketti. | Open Subtitles | لقد أدرك في الحقيقة أن اهتزاز حبوب اللقاح في الماء يمكن أن يحسم إلى الأبد الجدل العنيف حول حقيقة وجود الذرات |
| Atomun kesin özelliklerini açıklamak için değişik yeni bir matematik kullanması gerektiğini farketti. | Open Subtitles | لقد أدرك أنه كي يصف خصائص معينة للذرات فإن عليه أن يستخدم نوعاً جديداً غريباً من الرياضيات |
| Atom altı dünya hakkında ne kadar bileceğimizin temel bir sınırı olduğunu farketti. | Open Subtitles | لقد أدرك أن هناك حد أقصى أساسي لما يمكننا أن نعرفه عن العالم تحت الذري |
| Senin hayatta olduğunu ve bütün askerlerinin çatışmada öldüğünü nihayet anladı. | Open Subtitles | لقد أدرك انك مازلت حيا وان رجالك قد ماتوا بالمعركة |
| Tutulmanın aslında, Ay'ın önünden geçen Dünya'nın gölgesi ve tanrısal bir olay olmadığını anladı. | Open Subtitles | لقد أدرك بأن الخسوف كان في الحقيقة ظلّ الأرض عابراً فوق القمر وليس فعل إلهي |
| Tabi, kaybedince farkına vardı. | Open Subtitles | بالطبع , لقد أدرك هذا عندما رحلت |
| Dediğin gibi, senden daha büyük kötülerin olduğunu farketti. | Open Subtitles | لقد أدرك , كما قلت , كان يوجد أكبر الأشرار بالخارج أكثر منك |
| Başkan Logan bunun bir hata olduğunu farketti. | Open Subtitles | لقد أدرك الرئيس (لوجان) أن هذا كان خطأً |
| Başkan Logan bunun bir hata olduğunu farketti. | Open Subtitles | لقد أدرك الرئيس (لوجان) أن هذا كان خطأً |
| anladı ki, bunlar dev gezegenin etrafında dönen uydular olmalıydı. | Open Subtitles | لقد أدرك بأنها لابد وأن تكون أقمار تدور حول الكوكب الضخم |
| O zaman onun peşine düşmemizin an meselesi olduğunu anladı. | Open Subtitles | لقد أدرك بعد ذلك بإنها فقط مسألة وقت قبل أن نتعقبه |
| Daichan'ın asla emekli olmayacağını, olsa bile işi muhtemelen oğluna bırakacağını anladı. | Open Subtitles | لقد أدرك بأن الدايجان لن يتقاعد و أذا ما فعل .. فأنه على الأرجح |
| Taleplerde bulunabileceğinin farkına vardı. | Open Subtitles | لقد أدرك روت أنه في موقع قوي |