| Aynı zamanda bahsetmek istediğim acil bir durum da var. | TED | أنا أيضًا لدي أمر مستعجل أريد إخباركم عنه. |
| Büroda bana göstermek istediği bir şey varmış, acil olduğunu söyledi. | Open Subtitles | لقد قال لى أنه يُريد أن يُرينى شىء مستعجل جداً فى المكتب |
| Gördüğünüz gibi Memur Bey, bize teslim etme konusunda acele etmelisiniz. | Open Subtitles | كما ترى أيها الضابط، الأمر مستعجل وعليك أن تعيده لنا حالا |
| İlk başladığında herkes acele eder. | Open Subtitles | انت مستعجل. فى البداية الكل يتعجل ويتعب هل انت واثق اننا سنصل |
| - Biliyorsunuz, kayıtlar için yazılı birşey gerek. - Farkındayım ama şu anda acelem var, Bay Henderson. | Open Subtitles | ـ يجب أن استلم شيئا رسميا كما تعلم ـ أنا أدرك هذا ، ولكني مستعجل الآن |
| Şanslısın ki acelem var. Yoksa çoktan tutuklanmıştın. | Open Subtitles | لحسن حظَك، أنا مستعجل وإلَا لكنت قد أعتقلت |
| Bu gün benim düğün günüm, lütfen şimdi zaman çizelgesi ile uğraşmayalım eğer o kadar Acelen varsa mehendi için sen otur benim yerime. | Open Subtitles | اليوم هو يوم زفافي .. لذا أرجوك لا أريد أي جداول للمواعيد اليوم .. وبما أنك مستعجل جدً لم لا تجلس انت للحنة ... |
| Bagajı yokmuş. acelesi varmış belli ki. | Open Subtitles | بدون حقائب الرجل مستعجل للذهاب إلى مكان ما |
| Çok acil. Lütfen! Bir dakika sürecek. | Open Subtitles | ارجوك ان الأمر مستعجل جداً فقط سيستغرق الامر دقيقة واحدهـ |
| acil bir işim çıktığı için ben gidemiyorum. | Open Subtitles | لقد طرأ عمل مستعجل لذا لا استطيع الذهاب لاعطاءه هديته بنفسي |
| Bay Harrison, acil dediniz. Günah çıkarmaya mı geldiniz? | Open Subtitles | السيد هاريسن، قلت بأنك مستعجل هل جئت للإقرار بذنوبك؟ |
| "...çok acil ve ertelenemez olduğunu, kazalar yüzünden..." | Open Subtitles | ل10 ملاين مواطن مستعجل كثيرا و ضروري كثيرا |
| Umarım siz ikiniz işinizde kendinizi sağlama almışsınızdır, çünkü kocam çok acil bir hükümet işiyle ilgileniyor. | Open Subtitles | اتمنى ايها السادة ان تبقوا محافظين على عملكم لكون زوجي لديه عمل مستعجل جداً مع الحكومة |
| Neden benimle konuşmak için acele ediyorsunuz? | Open Subtitles | أخبرني لماذا تريد التحدث معي بشكل مستعجل |
| Bakın general. Bence çok acele ediyorsunuz. | Open Subtitles | حسناً ، جنرال أنا ما زلت أعتقد بانك مستعجل |
| Müdürüm bana pek vakit vermediğim için acele ediyorum. | Open Subtitles | معلمي ما عاطيني اي مهلة للتاخير مشان هيك انا مستعجل كتير اد ما بقدر |
| - 90 km hızlık bölgede 130 yapıyorsun. - acelem var. | Open Subtitles | ـ أنّك تقود بسرعة 90 في منطقة سرعتها 50 ـ أنا مستعجل |
| acelem var ve bir soru soracağım. | Open Subtitles | أنا مستعجل نوع ما, ولدي سؤال أريد إجابته |
| - İçeri gelsene. - Olmaz, acelem var. | Open Subtitles | ـ حسنا ، تفضل بالدخول ـ لا ، فأنا مستعجل |
| Okula gitmek için bu Acelen ne? | Open Subtitles | إذاً ، لماذا مستعجل لدخول المدرسة؟ |
| Yani Acelen var diye benden daha iyi olduğunu düşünüyorsun. | Open Subtitles | أذن تظن أنك أفضل مني لأنك مستعجل |
| - Bu bilginin acelesi var mı? | Open Subtitles | أأنت مستعجل على هذه المعلومات؟ - لا، لا، لستُ مستعجلاً - |
| Aceleniz olduğunu biliyorum ama en azından bir göz atsak fena olmaz. | Open Subtitles | أعلم بأنك مستعجل لكن الأفضل أن نذهب ونأخذ نظرة |
| Bu nedenle hızlandırılmış bir 24 saat süresi talep ediyoruz. | Open Subtitles | وعليه فإننا نطلب تحديد موعد نهائي مستعجل وهو 24 ساعة |
| Acilen tahliyeleri gerekiyor. Dördü orta öncelikli. | Open Subtitles | ويحتاجون لإخلاء مستعجل وأربعة منهم من الدرجة الثانية |
| Sence bu konuda biraz aceleci değil miyim? | Open Subtitles | هل تظنين أنني مستعجل لإعادة زيارة الحدث ؟ |
| Cebinden aceleyle başka bir şey çıkarırken düşürülmüşe benziyor. | Open Subtitles | إنه الشيء الذي يقع من الجيب عندما تزيح شيء آخر بشكل مستعجل |
| Acilmiş. | Open Subtitles | و تقول ان الأمر مستعجل |