| zaten var olanı kullanmaya dayalı bir çözümdü. Ve şuna tamamen ikna oldum ki, telefonlar olmasa da farklı koşullar için benzer çözümler üretebilmenize yetecek kadar şey hep var olacak. | TED | بل من استخدام ما هو متاح هناك، وأنا مقتنع تمامًا أنه إن لم تكن الهواتف، فسيكون هناك دائمًا ما يكفي لإيجاد حلول مماثلة يمكنها أن تكون فعالة جدًا في سياقات جديدة. |
| Plânına kaçmadan önce başlamış. Ve şeytanlarından kurtulmaya yetecek kadar şey yaptığına inanana kadar da devam edecek. | Open Subtitles | لقد بدأ خطّته قبل أن يهرب، وسيكمل خطّته حتّى يشعر أنّه قد فعل ما يكفي ليواجه شرّه. |
| - Oraya gitmeyi isteyecek kadar şey biliyorum. | Open Subtitles | . اعلم ما يكفي, لتعلم انني اريد الذهاب هناك . حضاً موفقاً |
| Yıldızlar şehri Anlayamadığım o kadar şey var ki | Open Subtitles | مدينة النجوم، هناك الكثير لا يمكنني رؤيته |
| Bunca yıl geçmesine rağmen birbirimizden bu kadar şey saklamamız ne tuhaf. | Open Subtitles | من الغريب مقدار الأشياء التي نخفيها عن بعضنا بعد كل هذه السنوات |
| Onun hakkında ne kadar şey biliyorsun? | Open Subtitles | ما مدى معرفتكِ به؟ |
| - O kadar şey çiğneyip geçtik. | Open Subtitles | لقد سرنا على بعض الأشياء الممتعه |
| Orada daha önce bilmediğim dünya kadar şey vardı. | Open Subtitles | أنّ ثمّة عالم يعبق بغوامض الأمور التي لم أحِط بها علماً. |
| Ama şu an sadece ödlerini kopartacak kadar şey biliyoruz. | Open Subtitles | وسنخبرهم لكننا نعلم حتى هذه اللحظة ما يكفي لإثارة رعبهم فحسب |
| Bu kadar şey, kimi olsa alt üst etmeye yeter. | Open Subtitles | انا أعني انه ما يكفي لاقلاب اي أحداً رأسا على عقب |
| Bu aile için yeteri kadar şey yaptın. Artık benim sıram. | Open Subtitles | فعلت ما يكفي لهذه العائلة وقد حان دوري الآن |
| Ama karanlıkta bu okulda yürürken, silahımı elimde tutmayı gerektirecek yeteri kadar şey gördüm. | Open Subtitles | ولكنّي رأيت ما يكفي في تلك المدرسة حتى أُبقي مسدساً في يدي حين أتجوّل فيها بعد حلول الظلام. |
| Çocuğu bu evden çıkarabilmek için yeteri kadar şey gördüm iki çocuğu. | Open Subtitles | رأيت ما يكفي للحصول على الطفل اقصد الطفلين من المنزل |
| Ben de elimde kazanacak kadar şey olmadan iddianame hazırlamak istemedim ve yapmam gerekeni yaptım. | Open Subtitles | فكرت أنني لن أحضر لائحة الإتهمامت حتى أحصل على ما يكفي لجعلي أفوز بالمحاكمة لذلك, فعلت ما علي فعله |
| Tüm saygımla, adamı Chicago Polisi'ne götürüp sorgulamaya yetecek kadar şey var. | Open Subtitles | مع كامل إحترامي يوجد ما يكفي هنا لنحضر هذا الشخص للتحقيق مع شرطة شيكاغو على الأقل ليتم إستجوابه |
| Bir salgından söz etmedi. Endişelenecek kadar şey duyduk. | Open Subtitles | هي لم تلمح لوباء، لكننا سمعنا ما يكفي لكي ننَبه |
| Günlük tuttuğunu teyit etmeye yetecek kadar şey vardı ama böyle bir şey yoktu. | Open Subtitles | ما يكفي ليثبت لنا أنه احتفظ بمذكرات، لكن لا شيء كهذا. |
| Ben de elimde kazanacak kadar şey olmadan iddianame hazırlamak istemedim ve yapmam gerekeni yaptım. | Open Subtitles | وأنا فكرت أنني لا أريد أن أوجّه تهماً قبل أن أعرف أن لدي ما يكفي لأفوز |
| Yıldızlar şehri Anlayamadığım o kadar şey var ki | Open Subtitles | مدينة النجوم، هناك الكثير لا يمكنني رؤيته |
| Yıldızlar şehri Anlayamadığım o kadar şey var ki | Open Subtitles | ،مدينة النجوم" "هناك الكثير لا يمكنني رؤيته |
| Yıldızlar şehri Anlayamadığım o kadar şey var ki | Open Subtitles | ،مدينة النجوم" "هناك الكثير لا يمكنني رؤيته |
| Ted, bu odaya ne kadar şey koyarsan koy ben hâlâ burada olacağım. | Open Subtitles | تيد" لا يهم مقدار الأشياء التي " ستضعها في هذه الغرفة ... سأظل هنا |
| Bu kasaba hakkında ne kadar şey biliyorsun? | Open Subtitles | ما مدى معرفتكِ بهذه البلدة؟ |
| - O kadar şey çiğneyip geçtik. | Open Subtitles | يدور لقد سرنا على بعض الأشياء الممتعه |
| Orada daha önce bilmediğim dünya kadar şey vardı. | Open Subtitles | أنّ ثمّة عالم يعبق بغوامض الأمور التي لم أحِط بها علماً. |