| Sadece hükümeti memnun etmek için var olmayı neden koruyayım? | Open Subtitles | و ماهو المغزى من حياتنا إن كان هدفنا إرضاء السلطة؟ |
| Baskıcı baba figürünü memnun etmek istiyor ama karşılığındaki sevgi yoksunluğu gücüne gidiyor. | Open Subtitles | انه يريد إرضاء صورة شخصية الأب المتطلب مما يُمثل غياب أي خيال متبادل |
| Bu kadınlar,benim kız kardeşlerim ve hepsi de seni memnun etmek istiyor. | Open Subtitles | هذه النسوة جميعهن أخوتي، وكلهن يردن إسعادك |
| O sizin hakkınızda ve ben sevgi memnun etmek çok kolay bir kızsın. | Open Subtitles | أنت فتاة سهلة الإرضاء جدا و أنا أحب هذا بكِ |
| Bir oyuncu bir kadını oynadığında ve bir erkeği memnun etmek istediğinde dünyadaki tüm kadınların rollerini tek bir rolde toplar. | Open Subtitles | عندما تلعب ممثلة دور امرأة ..ترغب في إسعاد رجل ..تحاول ان تجمع كل نساء العالم في امرأة واحدة |
| Sadece anneni memnun etmek için devam etmediğin için. | Open Subtitles | على عدم الخوض في الأمر فقط لإسعاد والدتك. |
| Bazen, başkalarını memnun etmek kendimi memnun etmekten daha kolay göründü. | Open Subtitles | فى بعض الأحيان ، يبدو أنه من الأسهل إرضاء الآخرين عن إرضاء نفسك |
| Çözülmeyi reddeden bir görevde müşteriyi memnun etmek zorunda olmasını sağladım. | Open Subtitles | لقد قمت بها بحيث يكون عليها إرضاء الزبون بمهمة والتي تقاوم الحل |
| Buraya sadece Yıldız Geçidi Komutası'ndaki arkadaşlarımı memnun etmek ve gereksiz tavsiyelerinden kurtulmak için geldim. | Open Subtitles | قدومي لـ هنا كان مجرد إرضاء أصدقائي في قيادة بوابة النجوم ولأيقافهم من إعطائي المزيد من النصائح الغير مرغوب فيها |
| Sadece, seni memnun etmek istedim. | Open Subtitles | أردت فقط إسعادك |
| Tanrım, seni memnun etmek çok kolay. | Open Subtitles | يا إلهي، كم يسهل إسعادك |
| Sizi memnun etmek çok zor. | Open Subtitles | كولبي وأنا بحثنا أيضاً أنت صعب الإرضاء |
| Kızlar memnun etmek için eğitiliyor. | TED | تدربوا الفتيات على الإرضاء |
| Efendimin, kadınları memnun etmek ve aşk üzerine çok meşhur yazıları vardır. | Open Subtitles | سيدي كاتب شهير بأمور الحب و كيفية إسعاد النساء |
| Babasını memnun etmek için iç savaşa katılan oğulu. | Open Subtitles | الابن الذي انخرط في الحرب الأهلية لإسعاد أبيه. |
| Sevgilini memnun etmek için bana zarar verdin bunu da haklı göstereceğini biliyorum. | Open Subtitles | لقد آذيتني لترضي محبوبه, وأعرف بأنك ستحاول تبرير الامر,لذا دعني أوضح الامر لك. |
| Sırf bu pisliği memnun etmek için geri adım atmayacağım. | Open Subtitles | لن اتراجع في قراري فقط لارضاء ذلك الأحمق |
| Katherine, bunu kendini memnun etmek için mi istiyorsun beni mi? | Open Subtitles | كاثرين , هل ستصعدين تلك التلال لإرضاء نفسكِ أم لإرضائي ؟ |
| - İçimden gelen bir şey. İşverenimi her açıdan memnun etmek isterim. | Open Subtitles | شىء داخلى وهو ارضاء رب عملى باى طريقة ممكنة |
| memnun etmek konusunda endişe etmen gereken kişi ben değilim. | Open Subtitles | لستُ من عليكَ القلق بشأن إرضاءه |
| Genç karısını memnun etmek için neredeyse her şeyi yapmaya hazır. | Open Subtitles | انه على استعداد ان يفعل اى شئ لكى يرضى زوجته الشابة |
| Seni memnun etmek için her şeyi yapıyor ama sen onu eziyorsun. | Open Subtitles | هو يفعل كل شيء لارضائك وكل ما تفعلينه هو تحطيم حيويته |
| Michael Corleone hakkında bir sürü şey uydurdum, onları memnun etmek için. | Open Subtitles | لذا ابتدعت الكثير عن مايكل كورليونى لارضائهم |
| - Korkmalı da zaten. Bir erkeği öpücüğe boğarak memnun etmek başka. | Open Subtitles | يجب أن تكون كذلك، إنه الشيء الوحيد لأرضاء رجل بالقبلات. |
| Seni memnun etmek için yapabileceğim herhangi bir şey var mı, anne? | Open Subtitles | هل هنالك شئ أستطيع فعله قط لأسعدك, أمي؟ |