Her iki şekilde de, sivrisinekler bizi karanlıkta koklayarak buluyorlar. | TED | وفي كلتا الحالتين، يجدنا البعوض فى الظلام عن طريق تشممنا. |
Enfeksiyonu önleme, insanları koruyarak ya da sivrisinekler yok edilerek yapılabilir. | TED | حسنًا، منع العدوى يكون إما بحماية الناس أو القضاء على البعوض. |
Yoksa göllerdeki sivrisinekler artık katlanamayacak kadar çok mu oldu? | Open Subtitles | أو هي البعوض في البحيرة يحتاج على الكثير من التحمل؟ |
ve üç saat sonra kafesinde dibinde gördüklerimiz ölü sivrisinekler, | TED | و لاحقا بعد ثلاث ساعات ما نراه فى قاع القفص هو بعوض هالك، |
Lanet sivrisinekler, uyuyamıyorum. | Open Subtitles | اللعنه علي هذا الناموس انا لا استطيع النوم |
Hatta, sivrisinekler hakkında düşünebildiğim sadece tek iyi bir şey var. | TED | فى الحقيقة، هناك شئ واحد فقط جيد أستطيع التفكير فيه عندما نتكلم عن البعوض. |
Hatta, insanlar bana artık sivrisinekler tarafından ısırılmaktan hoşlandıklarını söylüyorlar. | TED | فى الواقع، أخبرنى الناس أنهم الآن سوف يستمتعون بأنهم يلدغون من قِبل البعوض. |
Bu ses bizim için çıldırtıcı olabilse de belki de bu sivrisinekler için müziktir. | TED | في حين يبدو أنه جنونٌ بالنسبة لنا، ربما يكون موسيقى بالنسبة لمسامع البعوض. |
Erkek sivrisinekleri doğada yakalamak gerçekten çok zor çünkü insanlardan etkilenen sivrisinekler sadece dişiler. | TED | من الصعب الإمساك بذكر البعوض لأن الإناث وحدهنّ اللاتي ينجذبن للبشر. |
Şimdi, sıtma hastalığı sivrisinekler yoluyla bulaşır, ve eğer sıtma mikrobu ile enfekte olduysanız kendinizi hasta hissedersiniz, bu da sivrisineklerin sizi ısırmasını kolaylaştırır. | TED | الآن, الملاريا تنتقل عن طريق البعوض, و من الطبيعى إذا كنت مصاباً بالملاريا, و تشعر بالتعب, هذا يجعل من السهل على البعوضة أن تلدغك. |
Başka insanlara geçebilen hastalık etkenleri ancak hasta kişilerin göreceli olarak sağlıklı hissetmesine ve dışarıda dolaşarak sivrisinekler tarafından ısırılabilmesine olanak veren hastalık etkenleri olacaktır. | TED | الكائنات الضارة الوحيدة التى يمكن نقلها هى تلك التى تصيب أناس يشعرون بصحة جيدة للمشى فى الخارج و التعرض للدغات البعوض. |
ve indiğinde yerel sivrisinekler onu ısırmaya ve hastalığı yaymaya başlar. | TED | وعندما يهبطون، يبدأ البعوض المحلي في لدغهم ونشر الحمّى. |
Erkek sivrisinekler genellikle güneş battıktan sonra ufuk çevresinde sürü halinde toplanır. | TED | وعادة ما يتجمع البعوض الذكور في مجموعات حول الأفق، عادة بعد غروب الشمس. |
Sanırım şu küçük, şeker göl küçük, şeker sivrisinekler üretiyor. | Open Subtitles | أعتقد أن البحيرة الصغيرة الجميلة تنتج البعوض الصغير الجميل |
Gerçi sivrisinekler sol bacağımdaki bütün kanı emdi ama. Onu saymazsak, iyi durumdayım. - Sana da iyi gelmedi mi? | Open Subtitles | لقد امتص البعوض كل الدماء في رجلي اليسرى |
Yeter ki nerede arayacağımızı bilelim. Yüz milyon yıl önce de bugünkü gibi sivrisinekler vardı. | Open Subtitles | منذ 100 مليون سنة كان هناك البعوض تماما مثل اليوم |
çok ölü sivrisinekler, ve şunu söyleyeceğim, bayanlar ve baylar, | TED | بعوض ميت جدا، و أنا سوف أقول ، سيداتى و سادتى، |
Bir "kara su" nehri ve birkaç kulübe. Geceleri sivrisinekler. | Open Subtitles | يوجد نهر مياهه داكنه وقليل من الاكواخ فى وقت الليل يوجد بعوض |
Hatun sivrisinekler hep daha fazlasını ister, bir güve ya da yusufçukla takılırlar. | Open Subtitles | فتيات الناموس يحاولن الإرتقاء بعلاقاتهن، يرتبطن بفراشة أو يعسوب |
Bir yıl öncesinde yanımda sivrisinekler getirmiştim ve bu bir şekilde insanların hoşuna gitmişti. | TED | فكرت في السابق قبل سنة عندما جلبت الباعوض ، وأستمتع الناس بطريقة ما بذلك . |
Fakat dikkatli olmalıyız çünkü sıtma -- yani parazit gelişiyor ve sivrisinekler de gelişiyor. | TED | و لكن يجب علينا أن نكون حذرين من الملاريا لأن الطفيليات تتطور, والبعوض يتطور كذلك |