| Üstüne bir de nazik biri olursam diğer insanlara haksızlık olmaz mı? | Open Subtitles | إذا كنت لطيفة أيضا، سيكون هذا العالم غير عادل على باقي البنات؟ |
| Bu haksızlık. Artık çok geç. Bu şekilde olmamalıydı. | Open Subtitles | إسمع , ليس عدلاً , لقد فات الأوان ما كان يجب أن يحدث بهذة الطريقة |
| 46 yıldır tıp uygulaması yapıyorum ve bir haksızlık yapılırsa bunu bilirim. | Open Subtitles | كنتُ أمارس الطب لمدة 46 عاماً وأعرف عندما يرتكب ظلم ما |
| Bu haksızlık. Ben de istedim. Bana bir bardak bira yok mu? | Open Subtitles | ليس عدلا , طلبت واحدة أيضا ألن أحصل على كأس بيرة ؟ |
| Hayır, asıl haksızlık olan benim sizlerle hiç kamp yapamamış olmam. | Open Subtitles | لا، إنّ ما ليس عادلاً هو عدم ذهابي معكم للتخييم إطلاقاً |
| Başına gelen hangi korkunç haksızlık seni bu davranışlara itiyor? | Open Subtitles | م الظلم المروع الذى وقع عليك لتتصرفى بهذه الطريقه ؟ |
| Fakat aceleyle evlenmemizin ikimiz için de haksızlık olacağını düşünüyorum. | Open Subtitles | لكن اشعر بأنه ليس من .العدل لكلانا الزواج على عُجالة |
| Ona bundan bahsetmek bile istemiyorum. Çok sinir bozucu ve haksızlık. | Open Subtitles | لا أريد حتى التحدث معه بالأمر هذا محبط وغير عادل تماماً |
| Yani Autobotlar'la çalışıyor olmalıydım. Bana bu yapılan büyük bir haksızlık. | Open Subtitles | يجب أن أعمل مع الأوتوبوتس و إلا كان هذا غير عادل |
| Kadınları alçaltan veya erkeklere haksızlık eden ya da ırkçı olan şeylere veya tamamına dair. | TED | وما كان مهينًا للمرأة أو غير عادل للرجال أو عنصري، كل هذا. |
| Siz arabayla geldiniz. Bu haksızlık. O bizim. | Open Subtitles | لقد أتيتم بالسيارة ذلك ليس عدلاً انه لنا |
| Kurban ben oldum. haksızlık bu. | Open Subtitles | لقد انتهي بي الأمر لأتحمل التوبيخ هذا ليس عدلاً |
| Bilim festivaline katılımı mecburi yapmaları haksızlık. | Open Subtitles | هذا ليس عدلاً ، هم يعملون إشتراك إلزامى فى المعرض العلمى |
| Bu haksızlık. | Open Subtitles | مهلاً هذا ظلم أعمل بجهد مضاعف عن الآخرين |
| Bizim için ölmeye hazırlar ama en ufak haksızlık isyana sebep olabilir. | Open Subtitles | إنهم مستعدون للموت من أجلنا لكن أي ظلم يعني التمرد |
| Aslında dün söyleyecektim ama, Harry ve Gerald'a haksızlık olacaktı. | Open Subtitles | كنت سأخبرك ليلة أمس ، و لكن لن يكون هذا عدلا لهارى و جيرالد |
| Seni emniyetten atabilirler, bu haksızlık. | Open Subtitles | لا يستطيعوا إقالتك من القوة هذا ليس عدلا |
| - Bu haksızlık ama. - Hadi aradan, haksızlıkmış. Dosdoğru. | Open Subtitles | ـ هذا ليس عادلاً ـ تباً للعدل ، هذا صحيح |
| Babasının soyadını almaması oğlumuz Johnnie Jr. için haksızlık olurdu. | Open Subtitles | سيكون من الظلم لإبننا الصغير، بأن لا يأخذ إسم أباه. |
| Ama burada bir uyarı var: haksızlık rollerini değiştirmek adaletli değil. | TED | ولكنها تأتي بتحذير ببساطة، عكس تدفق الظلم ليس العدل |
| Diğer kızlara haksızlık olmaz. İngilizce, Latince, matematik, biyoloji, bilgisayar... | Open Subtitles | إنّه عدل لباقي البنات، ستدرسين الإنجليزية, اللاتينية، رياضيات |
| Lee kaybolunca William'a onu bulması için yalvardım, ama haksızlık ettim. | Open Subtitles | اختفت لي,ترجيت ويليام أن يجدها لكن ذلك لم يكن عادلا له |
| Biz çalışmak istemiyoruz. Hayır, istemiyoruz! Bu insanlara haksızlık yapılıyor. | Open Subtitles | لا , لا نريد , هذا غير منصف لهؤلاء الناس |
| Tamam benim iki haftam kaldı ama, yerime gelecek olan kişiye haksızlık olur. | Open Subtitles | أحتاج أسبوعين فقط ، ولكنها ليست عادلة بالنسبة لأولئك الذين يأتون من بعدي. |
| Öğretmenlerim genelde projelerimi saklamayı sever ama bu aileme haksızlık. | Open Subtitles | أساتذتي في العادة يبقون مشاريعي عندهم ولكن هذا ليس عدلًا بالنسبة لوالدي |
| Birbirimizi görmeye devam etmemizin karısına haksızlık olacağını söyledi; | Open Subtitles | لقد قال أنه ليس منصفاً لزوجته أن نرى بعضنا ثانيةً |
| Bazen düşünüyorum da.... sana haksızlık ediyorum. | Open Subtitles | أحيانا أتسائل لماذا أنا ظالم بحقك وغير عادل معك |
| Bak Kristen, bence sen muhteşemsin ama bütün bu şey, sana haksızlık oluyor. | Open Subtitles | النظرة، كريستين، أعتقد أنت عظيم، لكن هذا شيءِ الكاملِ فقط لَيسَ عادلَ إليك. |