| Sadece perdelerin, sessizliğin ve zamanın bir tasarımı bu. | TED | فهي مجرد تصميم من السكون و الدرجات الموسيقية و الصمت |
| Her gün çevremizde sessizliğin sonuçlarının kendilerini ayrımcılık, şiddet, soykırım ve savaş olarak dışa vurduğunu görüyoruz. | TED | كل يوم من حولنا نرى آثار الصمت تجسّد نفسها على شكل تمييز وعنف وإبادة وحرب. |
| Ve becerebilirsen laboratuar çalışması için sessizliğin ne kadar önemli olduğunu onu kırmadan anlat. | Open Subtitles | وإذا كنت تستطيع دون أن يكون وقحا يخبرها كيف الصمت أهمية هو العمل المخبري. |
| sessizliğin kitapları doldurur, ...ya da en azından, noktalama özürlü bir paragrafı. | Open Subtitles | يبوح صمتك بالكثير. لو ليس الكثير، فعلى الأقل الفقرة العرضية غير المنسقّة. |
| Senin sessizliğin yüzünden milyonlarca dolar kaybedeceğiz. | Open Subtitles | حسناً، ملايين من الدولارات تريدين أن تضيعيها بسبب صمتك هذا |
| Eskisi kadar kavga etmiyoruz. Dün öylece oturduk, konuşmadık bile. sessizliğin keyfini çıkarttık. | Open Subtitles | أمس جلسنا سوية , ليس بالمستوى التي تعرفِ أن تتحدثِ معه , فقط تتمتع بالصمت المريح |
| Ama sayın jüri... sessizliğin pek çok türü vardır. | Open Subtitles | ولكن أيها السادة المحلفّون.. هُناك انواع كثيرة من الصمت |
| sessizliğin altın olduğu anlar vardır. Sessizlik birçok şekilde ele alınabilir. | Open Subtitles | أحياناً يكون السكوت من ذهب، ولكن الصمت يأخذ أشكال عدة |
| Yuvarlanarak, taklalar atarak yüzdüm yükseklerde, gün ışığıyla aydınlanan sessizliğin içinde. | Open Subtitles | تدحرجت وتسلقت وأثناء الصمت المطبق على عقلي وطئت ودست |
| sessizliğin anlamını anlatmama izin verin. | Open Subtitles | دعيني أفسّر هذا الصمت. لقد فهمتني منذ وقت طويل. |
| sessizliğin güç olduğunu söyleyen şu yanıltıcı öğretilerle yaşıyor. | Open Subtitles | يعيش تحت هذه الفكرة الخاطئة ذلك الصمت قوّة. |
| sessizliğin kanıt olmadığını biliyorum, ama tek verebildiği o. | Open Subtitles | الصمت ليس بدليل ولكن ليس لديه غيره ليقدمه |
| Bildiği her şeyi söyleyen temkinli bir sessizliğin çok daha akılcı olduğunu çok geç anlar. | Open Subtitles | أولئك الذين يتحدثون عمّا يعلمون سيكتشفوا مؤخراً أن الصمت أكثر حكمة |
| En sonunda, bir yıllık sessizliğin ardından... her şeyi geride bırakıp yeni bir hayata başlamaya karar verdi. | Open Subtitles | وأخيرا ، بعد عام من الصمت ، وقال انه قرر وضع كل شيء وراءه وبدء حياة جديدة. |
| Sadece kum, kaya ve sessizliğin olduğu çölün ortasında bir çocuk olduğun zamanlarda bile ait olduğun yerin orası olduğunu ve her zaman oraya ait kalacağını bir türlü kabullenemedin. | Open Subtitles | حتى حين كنت ولداً في الصحراء و كل ما كان هناك الرمال و الصخور و الصمت لم تستطع أن تقبل حقيقة أن هذا ما تنتمي إليه |
| Yalanı yasaklasa da nişanlının ölümü karşısındaki sessizliğin saf bir niyetin göstergesi. | Open Subtitles | إنه يحرم الكذب، لكن صمتك حول وفاة خطيبك يتضمن نية صافية، وهذا يعذر خطيئتك. |
| Yani bunu aklında tutarsan ona sessizliğin karşılığında seni ve anneni kişi başı 1.700 $ 'lık bir fiyatla Travelocity'le Hawaii'ye göndermesini teklif etsen? | Open Subtitles | بهذا التفكير ماذا لو اقترحت ان تبادلي صمتك بأنه ربما يريد ان يرسلك انت وامك |
| Doğrusunu istersen sessizliğin beni hayal kırıklığına uğrattı. | Open Subtitles | بصراحة، أشعر بخيبة أمل في صمتك. |
| Hadi o yüzden sessizliğin tadını çıkaralım ha? | Open Subtitles | لن أسمع صوتها إلا بعد ثلاثة أيام ولأجل خاطر الجميع؛ دعننا نستمع بالصمت |
| Annem de onu,konuşmayarak cezalandırırdı,sen de öyle yaptın sanki babam derdi ki,üzgünmüş gibi yapıp,sessizliğin keyfini çıkarıyor | Open Subtitles | كانت تعاقبه بعدم التحدث وأتعرفين بم كان يهمس لي ؟ كان يقول تظاهر بأنك حزين واستمتع بالصمت |
| Çok haklı. Hep birlikte sessizliğin tadını çıkaralım. | Open Subtitles | إنها على حق , فلنستمتع بالهدوء كلنا معاً. |
| Her şeyin bir sınırı var, sessizliğin bile. | Open Subtitles | إذا لم يَتكلّمُ أحدَ حتماً سَيَكُونُ هناك صمتَ |
| sessizliğin,_BAR_şu demek... | Open Subtitles | سأعتبر سكوتك .. |
| Onlar orada o çivide asılı dururlar, hiç kimse onlara dokunmaz, ama bir gün bir noktada... tamamen sessizliğin içinde, birden yere düşerler. | Open Subtitles | إنهم معلقون هناك على ذلك المسمار ولم يلمسهم أحد ولكن عند نقطة معينة يسقطون فى صمت تام |