| Gururu yüzünden dünyanın en kötü mağlubiyetlerinden birini alacağını düşündüler o hiç vazgeçmeyecek ve o ringde yok edilecekti. | Open Subtitles | إنهم يعتقدون أنه مع اعتزازه سيعتبر واحدا من الضرب أسوأ من أي وقت مضى في العالم وانه لن يستسلم. |
| hiç sadece ortadan kaybolmak istemez mi canın, obur çocuk? | Open Subtitles | لا تريد من أي وقت مضى وأن تختفي، صبي الغداء؟ |
| - Çok güzel görünüyorsun. Saçlarınla hiç olmadığın kadar bal kabağı gibi görünüyorsun. | Open Subtitles | بتمشيطة شعرك على هذا النحو تبدين على طبيعتك أكثر من أي وقت مضى |
| Zenginle fakir arasındaki uçurum her zamankinden daha da açık. | TED | الفجوة بين الفقراء والأغنياء هي أكبر من أي وقت مضى. |
| Şu an buna her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. | TED | ونحن بحاجة إلى هذا الآن أكثر من أي وقت مضى. |
| Bu yüzden de, bizim aramızda Asla bir şey olmayacak. | Open Subtitles | لذلك لا شيء من أي وقت مضى ستعمل يحدث بيننا. |
| Bak, sen bana Daha önce hiç kimsenin etmediği şekilde yardım ettin. | Open Subtitles | انظر, لقد ساعدتني بطرق لم يساعدني بها أحد في أي وقت مضى |
| İyi haber şu ki, ...senin seyirci kitlen hiç olmadığı kadar yüksekte. | Open Subtitles | الخبر الأفضل هو أن الأرقام الخاصة بك إرتفعت عن أي وقت مضى |
| hiç kurbanın kendi etrafında dönmesine neden olan bir kurşun gördünüz mü? | Open Subtitles | هل رأيت من أي وقت مضى قوة رصاصة تدور فعلاً حول الضحية؟ |
| Bu adam sizinle Tarsus Kulübü'yle ilgili irtibata geçti mi hiç? | Open Subtitles | هل هذا الرجل من أي وقت مضى سألك عن نادي طرسوس؟ |
| Ve seni sevdiğini bil, hem de hiç tahmin edemeyeceğin kadar. | Open Subtitles | وأعرف أنه يحبك. أكثر من سوف نعرف من أي وقت مضى. |
| Daha büyük bir şeyin parçası olduğumuzu, hiç hissetmedin mi? | Open Subtitles | لا تشعر أي وقت مضى وكأننا جزء من شيء أكبر؟ |
| Bu mikro kanallar bizi bakterilerin koca mavi okyanusta nasıl gezindiğini anlamamıza Daha önce hiç olmadığı kadar yakınlaştırdı. | TED | هذه القنوات الصغيرة تقربنا أكثر من أي وقت مضى لنفهم كيف تُبحر البكتيريا في المحيط الأزرق الكبير. |
| Eğlence için birçok harika seçeneğimiz var ve yine de sadece bu seçenekleri tek başımıza tüketmek her zamankinden daha kolay. | TED | لدينا خيارات كثيرة مدهشة للتسلية، ومع ذلك فهو أسهل من أي وقت مضى بالنسبة لنا أن ينتهي بنا الحال مستمتعين لوحدنا. |
| Ve şimdi babana her zamankinden çok ihtiyaç duyduğunu görüyorum. | Open Subtitles | أرى الآن أنك تحتاج والدك أكثر من أي وقت مضى |
| Senin de bana her zamankinden çok ihtiyaç duyduğunu görüyorum. | Open Subtitles | وأنا أرى أنك تحتاجني الآن أكثر من أي وقت مضى |
| her zamankinden daha fazla zorladık ama meteor taşı kararsız hale geldi. | Open Subtitles | رفعنا الحرارة أكثر من أي وقت مضى لكن حجر النيزك فقد الثبات |
| Ve sen de şimdi, her zamankinden daha güçlü olmalısın. | Open Subtitles | وأنتِ عليكِ أَن تكوني قوية أكثر من أي وقت مضى |
| Yani bir sürücü asistan sisteminin Asla olamayacağı kadar güvenlidir. | TED | لذا يمكن أن يكون نظام القيادة المساعدة أكثر أمانا من أي وقت مضى. |
| Ve Haiti, eğer oraya Daha önce gittiyseniz, tam bir trajediydi. | TED | وهايتي ، اكثر من أي وقت مضى ، هي مجرد مأساة. |
| Ve aslında, bence, yok olmaktan ziyade sahne sanatları, şimdiye kadar olduğumuzdan çok daha önemli olacağımız bir zamanın eşiğine geldi. | TED | وبالفعل، أعتقد أنه بدلا من أن تتهاوى، الفنون الحية هي على شفا الوقت الذي نصبح فيه أكثر أهمية من أي وقت مضى. |
| 1961 yılının baharında, Başkan Kennedy'nin ziyaret ettiği zamanda Paris, Her zamanki gibi güzeldi. | Open Subtitles | باريس في ربيع عام 1961 وفي وقت زيارة الرئيس كينيدي، كانت جميلة كما أي وقت مضى. |
| Küba'daki füzeler Amerikalıları her zaman olandan daha saldırıya açık hale getirmişti. | Open Subtitles | جعلت الصواريخ في كوبا الأمريكيين أكثر عرضة للخطر من أي وقت مضى |
| Sen bana yardım ettin... ve hiçbir zaman olmadığımız kadar yakın olduk. | Open Subtitles | ساعدتني في بعض الأمور، وأصبحنا أقرب من أي وقت مضى |