| İlki daha iyiye ulaşmak için tutkulu bir ilgi kültürü yaratmak. | TED | أول مكون هو خلق ثقافة من الإهتمام المتقد والشغوف بالمصلحة العليا. |
| Bu canlı ilgi, bir düelloya yol açtı. Sonuç, resmi kayıtlara göre beraberlikti. | Open Subtitles | . هذا الإهتمام أدى لنزاع . و النتيجة تم تسميتها رسميا ، التعادل |
| Bana gereken son şey siz aptalların gereksiz yere daha çok dikkat çekmeniz. | Open Subtitles | الشيء الأخير الذي أحتاجه لفعلكم الغبي هو جلب مزيد من الإهتمام الغير ضروري. |
| Çiftlik makineleri ile ilgili ilginç bir soru bulmaya çalışıyorum. | Open Subtitles | أحاول أن أفكر في سؤال مثير الإهتمام في الآلات الزراعية |
| Onu keşfeden kişi sen olmana rağmen tüm ilgiyi onun toplaması ne üzücü. | Open Subtitles | يا للخسارة، أن تحظى هي بكل الإهتمام بينما أنك مكتشفها |
| Kızın görünüşü dışında başka bir şeyine ilgi göstermeye ne dersin? | Open Subtitles | ماذا عن إظهار بعض الإهتمام بشئ بدلاً من كيف يبدو مظهرها؟ |
| Hayatlarımız devam ettiği ve senin de artık ilgi merkezi olmadığın için mi? | Open Subtitles | لماذا هذا ؟ لا, حياتنا مستمره وأنك لم تصبحي محور الإهتمام بعد الأن؟ |
| Bir gece olsun ilgi odağı olmamaya katlanamıyorsun, değil mi? | Open Subtitles | لا يمكنك أن تتعامل كونك لست مركز الإهتمام لليلة واحدة. |
| Ama yaklaşık son 10 yıl ve civarında ilgi yön değiştirdi. | Open Subtitles | و لكن في أواخر العقد الماضي، إنتقلت بؤرة الإهتمام لمكانٍ آخر. |
| Ama Taeronna ilgi içinde eğer On son sekiz ay | Open Subtitles | ولكن إذا كنتم تعيرونني الإهتمام في الثمانية عشرة شهرٍ الماضية |
| Bir Amerikan figürünü kullandığına göre dikkat çekmek istiyor, değil mi? | Open Subtitles | حسناً, إن تخريب رمز أمريكي مشهور يدل انهُ يرغب الإهتمام, صح؟ |
| Bizim için öne çıkan, dikkat çeken sorun şu ki böyle yerlerin önemsemeye değer yerler olmaması. | TED | المشكلة البارزة حول هذا بالنسبة لنا هو أن هذه هي الأماكن التي لا تستحق الإهتمام بها. |
| En çok dikkat çeken belgeler, azami toplu utanç değerine sahip kişisel epostalardı. | TED | المستندات التي حازت على معظم الإهتمام كانت رسائل البريد الإلكتروني التي تحوي أقصى قيمة إحراج علني. |
| Öyleyse işleri biraz daha ilginç kılalım. | TED | دعونا نجعل هذا الأمر أكثر إثارة الإهتمام. |
| Senin daha çok ihtiyacın varken tüm ilgiyi üzerime çektiğim için üzgünüm. | Open Subtitles | إنني آسفة لقد حظيت بكل الإهتمام و الرعاية فيما كنت أنت الأكثر إحتياجاً لها |
| Ama piyanoya ilgisini kaybeden sendin, Raymond. | Open Subtitles | لكنك كنت الشخص الذي فقد الإهتمام بالبيانو رايموند |
| Aslında şu an çaresine bakılıyor. | Open Subtitles | بالواقع , هذا الموضوع قيد الإهتمام بالوقت الحالي |
| ve yeniden düşündüğümde, politikayla biraz ilgilenmem gerektiğinin farkına vardım... ve ihtiyaç duyukları anda Fransız halkının hizmetinde olmaktan gurur duyarım. | Open Subtitles | بعد التفكير ملياً ، أدركت إني شديد الإهتمام بالسياسة و سأكون فخوراً لخدمة شعب فرنسا فى ساعة الحاجة |
| 15 yıl ailenin tek çocuğuydun ama bu kadar ilgiye rağmen auran sönük, solgun, gri. | Open Subtitles | لقد كنتِ الطفله الوحيده طوال الـ 15 عاماً و لكن مع كل هذا الإهتمام فإن شعورك مُكدر و سخيف و كئيب |
| Diğer hastalıklara gösterilen ilginin ve ayrılan paranın yok denecek kadar azını görüyor. | TED | فإنه يحصل على شق صغير من الإهتمام والتمويل مقارنة مع أي من تلك الأمراض الأخرى. |
| Şu anda ödemek istediğim tek bedel sana önem vermek. | Open Subtitles | الشيء الوحيد الذي اريده هو الإهتمام به الآن هو أنتِ |
| Ne aradığını bilmiyorum dostum, ama ilgimi kaybetmeye başladım. | Open Subtitles | لا أعرف ما تبحث عنه، لكن بدأت أفقد الإهتمام هنا. |
| Lanet olsun, çok fazla konuşuyorsun! dikkatini bahsine versene! | Open Subtitles | سُحقاً يا صاح، أنك تُثرثر كثيراً, إلا يُمكنك الإهتمام بِراهنك؟ |
| Şey, izin verirseniz efendim halletmem gereken özel bir işim var. | Open Subtitles | إعذرني سيدي أنت تعرف علي الإهتمام ببعض المسائل الشخصية |
| Ama bana bakmak istediği için emekli oldu ve mağazayı açtı. | Open Subtitles | ولكنه أراد قضاء وقته في الإهتمام بي، لذا تقاعد وفتح المحل |
| Güzelimle benim icabına bakamayacağımız hiç kimse yoktur. | Open Subtitles | لا أحد يمكنني الإهتمام به طالما جميلتي، هنا |