| Civarda Basını göremiyorum... ama şerif yardımcısının yolda olduğuna garanti verebilirim. | Open Subtitles | لا أرى أثراً للصحافة لكن أضمن لك أن المحضر في طريقه |
| "ve yolda karşılaştığı bir adam ona nereye gittiğini sormuş." | Open Subtitles | و في طريقه التقى رجلا سأله الى اين انت ذاهب |
| Çok geç. O çok korktuğun şey şu an yolda. | Open Subtitles | متأخر جدا , ذلك الذي تخافه كثيرا هو في طريقه |
| Ama Ulusal İstihbarat Başkanı buraya geliyor ve bunu ona ispatlamamız gerekiyor. | Open Subtitles | لكن مدير المخابرات الوطنية في طريقه لهنا وسيريد منا أن نثبت هذا |
| Bu müthiş adam, bu yok etme makinesi şu an ringe doğru geliyor. | Open Subtitles | ، هذا الرجل الواحد ... آلة القتال الرهيبة في طريقه الآن نحو الحلبة |
| - Herrmann nasıl? - Lakeshore'a doğru gidiyor. Bir hatta daha ihtiyacım var! | Open Subtitles | كيف حال هيرمان في طريقه للمستشفى أريد سماً اّخر عمل جيد أيها المرشح |
| Arka koltukta kan izleri var. Olay yeri inceleme yolda. | Open Subtitles | وجدت بقع دماء على المقعد الخلفي الطب الشرعي في طريقه |
| İki stratejinin ilki tıpkı bir avcı gibidir, ormanda belli bir av için dolaşırken, yolda başka avlarla da karşılaşır. | TED | الإستراتيجية الأولى من الإثنتين هي كقناص، يكتشف الغابة بحثا عن طريدة معينة، ولكنه يرى طرائد أخرى في طريقه. |
| Başka bir dünya sadece mümkün değil, yolda! | TED | وجود عالم آخر ليس ممكنًا فحسب، بل يمضي في طريقه إلينا. |
| Duke içeride beklememizi söyledi. Kendisi de yolda. | Open Subtitles | الدوق اخبرنا بالانتظار بالداخل انه في طريقه الي هنا الان |
| yolda. O gelene kadar güvenliğinizi sağlamamı istedi. | Open Subtitles | في طريقه للوصول ، لقد أرسلني ليتأكد من سلامتك لحين وصوله |
| Takviye yolda,... ..sen de elmasların nerede olduğunu söyleyeceksin. | Open Subtitles | الدعم في طريقه الآن ستخبرني الآن أين هي الماسات |
| Kahrolası toprak ağası Buntin buraya doğru geliyor. | Open Subtitles | مالك الأرض الدموى بانتين في طريقه الى هنا |
| Kuzen Jimmy seninle biraz konuşmak için buraya geliyor. | Open Subtitles | ابن العم جيمي وهو في طريقه عبر لديك القليل من الدردشة معك. |
| Beyaz Saray Personel Şefi geliyor. | Open Subtitles | رئيس أركان البيت الأبيض في طريقه إلى هنا |
| Vekilleri öldürmeye gidiyor. Paracelsus onlara ulaşmadan önce biz ulaşmalıyız. | Open Subtitles | إنّه في طريقه لقتل الحكام، يجب أن نصل إليهم قبله. |
| Oliver, Starling General'a gidiyor ama merak etmeyin, bir şeyi yok. | Open Subtitles | اوليفر في طريقه إلى ستارلينج جنرال لا داعي للقلق، سيكون بخير |
| Kişisel bilgisayarlar dünyasını ve müzik sektörünü değiştirdi ve şu an mobil cihaz sektörünü değiştirmek üzere. | TED | غيّر عالم الحواسيب، غيّر صناعة الموسيقى والآن في طريقه لتغيير صناعة الهواتف. |
| Hayır. Kendi yolunda başını almış gidiyordu. "İyi yolculuklar", dedim. | Open Subtitles | كلا يا سيدي، فقد مضى في طريقه للأبد وهذا سرني كثيرا |
| Monmouth County Savaşı'na giderken iki gün Tabor Heights'ta kamp yaptı. | Open Subtitles | في طريقه لمعركة مقاطعة مونماوث قضى يومين هنا عند هضبة تابور |
| Bu muhabbeti kesip belgeleri isteyeceğim... - ...böylece herkes kendi yoluna gidebilsin. | Open Subtitles | والآن علي التصرف بتكبر وأخذ تلك الأوراق كي يذهب كل في طريقه |
| Ama yine de dinlemiyor. yoluna çıkan herşeyi yıkıp geçer o. | Open Subtitles | لكن ما زال هو الرعد الذي يمزق كل شيء في طريقه. |
| Bir randevu için Yola çıktı ... ama trafik ışığı kırmızıyı gösteriyor. | Open Subtitles | إنه في طريقه للحصول على تعيين لكن إشارة المرور حمراء |