| Ve daha sonra, yerel ekonomi üzerinde, ekonomistlerin... ...dış etki dedikleri etki olacak. | TED | وأيضا سينجر عنها ما يطلق عليه خبراء الاقتصاد التأثيرات الخارجية على الاقتصاد المحلي. |
| Dünyada 1,8 milyar kişi bu düzensiz ve resmi olmayan ekonomi içinde çalışır. | TED | يعمل حوالي 1.8 مليار نسمة في العالم في الاقتصاد الغير المنظم وغير الرسمي |
| Ancak 1809 yılında David Ricardo, ekonomi biliminin farklı, tümden-gelimli bir yöntem kullanması gerektiğini iddia ederek, suyu bulandırmıştır. | TED | ولكن، في عام 1809، عكّر ديفيد ريكاردو صفو المياه بإدعائه أن علوم الإقتصاد يجب أن تستخدم طريقة استنتاجية مختلفة. |
| Şimdi, bir ekonomi ancak kendisini oluşturan kuruluşlar kadar sağlıklıdır. | TED | الآن، يعتبر الإقتصاد جيدًا مرضيًا تمامًا مثل الهيئات التي تكونه |
| Olağanüstü bir sorun bu. Özellikle de İsviçre ekonomisi gibi finans endüstrisine yatırım yapılan tröste dayalı bir ekonomi açısından. | TED | فهذه مشكلة كبيرة إذا كنت تفكر، خصوصا في اقتصاد دولة كسويسرا، والذي يعتمد كثيرا على الثقة الملقاة على القطاع المالي |
| İki sebepten ötürü bugünlerdeki sahip olduğumuz en iyi ekonomi haberidir. | TED | هذا من أفضل الأخبار الاقتصادية لدينا هذه الأيام وذلك لسببين رئيسيين. |
| Chris Anderson: Demek istediğim, senin daha kibar, nazik iş felsefeni başarılı bir ekonomi ile birleştirebileceğine inanıyor musun? | TED | كريس أندرسون : أعني هل تؤمن أنه يمكن التوفيق بين فلسفتك الودية والعادلة عن العمل مع مفاهيم الاقتصاد الناجح |
| Onlara genç bir Yahudi'nin ekonomi hakkında sapıkça konuştuğunu söyle. | Open Subtitles | نقول لهم أن يهودياً صغيراً يتحدث بشكل سيء ضد الاقتصاد. |
| ekonomi bu haldeyken kimse, yeni bir iş için kredi vermez. | Open Subtitles | لا أحد سوف يقرضُك المال لأفتتاح عملُ جديد في هذا الاقتصاد |
| O ofisi aldığında ekonomi zaten resesyondaydı ancak o durumu kötüleştirdi. | Open Subtitles | عندما تولّى الرئاسة، الاقتصاد كان في فترة ركود وهو جعله أسوأ |
| Bu ekonomi, bilanço tablosu, muhasebe, alışveriş hakkında bir metafor. | TED | استعارة من الاقتصاد ورقة الميزانية من المحاسبة من المعاملات |
| O %100 yenilenebilir ekonomi için acil çağrıda bulunduk, ama bunun da ötesine gittik. | TED | نحن ننادي بهذا الاقتصاد المتجدد سريعًا، ولكننا ذهبنا إلى أبعد من ذلك. |
| Şu anda sahip olduğumuz ekonomi dahilinde bu işi nasıl çözeriz? | TED | كيف لكم أن تفعلوا ذلك مع الإقتصاد الذي لدينا اليوم ؟ |
| Bütün görüşler olumlu ama sizi buraya politika ve ekonomi konuşmak için çağırmadım. | Open Subtitles | كل النتائج كانت ايجابية لكنني لم أحضركم الى هنا لمناقشة السياسة و الإقتصاد |
| Beş final kutuda, Profesör McDoogle'ın ekonomi finali şimdi sırada. | Open Subtitles | مر من خمسة إمتحانات ولم يتبقى له سوى إمتحان الإقتصاد |
| ekonomi bu hâldeyken, insanlar ilk olarak isteğe bağlı ameliyat masraflarından kısar. | Open Subtitles | لكن مع هذا الإقتصاد , الجراحات الإختيارية هي أحد أكثر الجراحات رفاهية |
| Burada bir ekonomi olduğu için, tesir ekonomisi, lobicilerin merkezde olduğu ve kutuplaşmadan beslenen bir ekonomi. | TED | بما أنه يوجد اقتصاد هنا،اقتصاد تأثير، إقتصاد جماعات الضغط الذين يتغدون على الإستقطاب; |
| Doktora derecem yok. Yine de, tezim "Latin Amerika ekonomi Politikası" üzerineydi. | Open Subtitles | لم يكن لدي تخصص، ولكن أبحاثي كانت بخصوص السياسة الاقتصادية الأمريكية اللاتينية |
| Adamım, sen ekonomi okuyorsun. Hiç enflasyondan haberin yok mu? | Open Subtitles | يارجل، أنت متخصص بعلم الأقتصاد ألم تسمع عن تضخم الأسعار؟ |
| AF: Chris, bu, ekonomi için tasarlanmış inanılmaz bir madde. | TED | أ.ف: كما ترى، كريس، إنها مادة رائعة مصممة للنشاط الاقتصادي. |
| En korkutucu olduğunu düşündüğüm ekonomi istatistiklerinde bugün bu durum görülmektedir. | TED | هذا يظهر في ما أعتبره الإحصاءات الإقتصادية الأكثر رعباً في عصرنا. |
| Geçmişte aynı derecede önemli ekonomi dönüşümlerle karşılaştık ve başarılı bir şekilde onların üstesinden geldik. | TED | لقد واجهنا في الماضي تحولات اقتصادية خطيرة أيضاً، ولقد تخطيناها بنجاح. |
| Çünkü bu mükemmel zekâyı aldınız ve NSA'de bir kod-kırıcı iken ekonomi endüstrisinde de bir kod-kırıcı hâline gelmeye başladınız. | TED | لأنك تملك هذا العقل المدهش وكنت مخترق شفرات في وكالة الأمن القومي، بدأت تصبح مخترق شفرات في الصناعة المالية. |
| Eğer politika reformu ve yardımlar gelmezse, ekonomik düzelme sağlanamaz ve ekonomi düzelmezse barış koruyucuları için çıkış olmaz. | TED | و إذا لم تصلح القوانين وتحصل على المساعدات فلن تصل الى التعافي الإقتصادي وهي إستراتيجية الخروج لقوات حفظ السلام |
| Bir araya geldiğiniz zaman, bunun için minnettar olmalısın çünkü ekonomi ve iş vereniniz için bir külfetsiniz. | TED | مهما كانت المدة التي تقضيانها معا، يجب أن تكونا ممتنان لذلك، تعتبرين مصدر إزعاج للإقتصاد ولمشغلك على حدّ سواء. |
| Üç şeye baktık: barış merkezleri, düzeltici adalet ve ekonomi merkezleri ve hareketli köyler. | TED | لقد نظرنا إلى ثلاث أشياء: مراكز صنع السلام، مراكز العدالة التجديدية والاقتصاد التجديدي والقُرى المنبثقة. |
| Baş ekonomi Yorumcusu The Financial Times | Open Subtitles | مارتين وولف كبير المعلقين الاقتصاديين الفاينانشيل تايمز |
| Claudia Miller'ın bir bütçesi var. Claudia Millet ekonomi uçar. | Open Subtitles | كلوديا ميلر لديها ميزانية كلوديا ميلر تسافر في الدرجة السياحية |