| Eğer bebek hakkında konuşmak istiyorsan, vaktini boşa harcıyorsun çünkü bununla ilgili konuşmayacağım. | Open Subtitles | اذا اردت أن أتحدث عن الطفلة فأنت تضيع وقتك لأننى لن أتحدث عنها |
| Sen vaktini Allah yolunda kullanıyorsun. Kendi şahsın için değil. | Open Subtitles | إنك تستثمر وقتك من أجل الله وليس من أجل نفسك |
| Ne istersen yap ama inan bana vaktini boşa harcıyorsun. | Open Subtitles | افعلي ما تريدين ان تفعليه ولكن صدقيني انك تضيعين وقتك |
| Neden vaktini romanlaştırma için harcıyorsun ki? Neden mi? | Open Subtitles | لماذا تضيعين وقتكِ على تحويل الرواية إلى فيلم؟ |
| Bir tarafta mutlu bir kadın vardı vaktini kocasıyla birlikte geçiren atlara binen, güvenli, korunaklı ve huzur içinde yaşayan. | Open Subtitles | إمرأة سعيدة تقضي وقتها مع زوجها وتركب الخيول كل شيء محمي ومريح |
| Şu saçmalıkları açıklamak için vaktini ziyan etme. Hadi gidelim! | Open Subtitles | هيّا بنا، لا تهدر وقتك في تفسير تلك التفاهات، لنرحل، |
| Bizimle vaktini boşa harcadığını söyledin bunun sorumlusunu zaten bildiğini farz ediyorum. | Open Subtitles | حسناً، قلت أنّك تهدر وقتك معنا، لذا إفترضتُ بالفعل أنّك تعرف المسؤول. |
| Söz verdiğini ama enerjini ve vaktini başka bir şeye harcayacağını söyle. | Open Subtitles | أخبرها أنّك وعدتها، لكن بدل ذلك، ستقضي وقتك وطاقتك على شيء آخر. |
| Sen vaktini benim yeteneklerime öfkelenerek geçirirken, O zamanını kendini geliştirmeye harcıyor. | Open Subtitles | أنت تقضي وقتك في تقليد قدراتي، وهي تقضي الوقت في صنعها بنفسها. |
| O hain için kaygılanarak vaktini harcamak istiyor musun cidden? | Open Subtitles | هل تريدين حقًا تضييع وقتك في القلق على شخصٍ خائن؟ |
| Söylesene, çok değerli vaktini burada oturup, manzarayı seyrederek boşa harcamıyor musun? | Open Subtitles | الرأي، ليست أنت إهدار وقتك الثمين جدا، إنتصاب هنا يحترم المنظر؟ |
| Seçkin olmayan parasız kimselerle vaktini harcıyorsun. | Open Subtitles | أنت تضيعين وقتك في الأشخاص الغير جديرين بدون المال |
| Ve senin için ne büyük sorun... ..o kadar meşgulken burada benimle vaktini ziyan ediyorsun. | Open Subtitles | ولا بد ان هذا شيء متعب لك وانت رجل مشغول ان تضيع وقتك لتضعني في قارب |
| Sen hâlâ insan ırkı denen şeyi anlamak için tüm vaktini harcıyor olurdun. | Open Subtitles | لا ، أنت لا زلت تقضى وقتك فى محاولة جعل معنى من شئ مضحك |
| Beni kederlendirmek için vaktini boşa harcama. Bitmişse bitmiştir. | Open Subtitles | لا تضيع وقتك بالحزن عليّ، فلا فائدة من البكاء على اللبن المسكوب |
| Yokluğumda, vaktini sadece resim yaparak geçirmedin galiba. | Open Subtitles | إنك لم تقضي وقتك فقط في الرسم أثناء غيابي. |
| vaktini bir avuç ihtiyarla harcıyorsun. Ne uğruna? | Open Subtitles | أنت تضيعين وقتك مع حفنة شيوخ ما الفائدة؟ |
| Gidelim, vaktini bu kömürcüyle harcama. | Open Subtitles | دعينا نذهب لا تضيعي وقتكِ مع هذا الفحّام |
| vaktini boşa harcıyor. Öyle şeylere kimse gitmez. | Open Subtitles | حسناً، هي تهدر وقتها لا أحد يذهب إلى تلك الأشياء |
| Yirmi yıldır emirlerini dinliyorum. - Ama vaktini boşa harcıyorsun. - Haklısın, Scott. | Open Subtitles | عرفت نظامكم منذ أكثر من 20 عاما ، تهدرون وقتكم |
| Hastanın öldüğünü düşünüyorsun ama vaktini bir seks fantezisiyle mi harcıyorsun? | Open Subtitles | أنتَ مقتنع بأنّ مريضك يموت وتريد تضييع وقتكَ على خيال جنسي؟ |
| vaktini pahalı bir kopya için boşuna harcama. | Open Subtitles | لاتهدُر وقتَكَ بمحاولة تزوير النُسخة بطريقة متقنة و مكلِفة |
| Senden hoşlanmayan bir çocuk için vaktini boşa harcamaya değmez. | Open Subtitles | أقول لك فحسب أن أيّ فتى لا يحبك لا يستحق أضاعتك لوقتك |
| Ama birisi vaktini doğru elbiseyi seçmekle harcadı. | Open Subtitles | لكن أحدهم أهدر أوقاتهم في انتقاء الثوب المناسب. |
| Bütün boş vaktini onunla geçirirdi, ne demek istediğimi anlamışsındır. | Open Subtitles | قضى مُجمل وقت فراغه معها، لو كنت تعرف ما أعنيه. |
| Bir de vaktini odasında geçirmesini ve saçını kestirmesini tembihlersen iyi olur. | Open Subtitles | و تنصحه بقضاء معظم وقته في غرفته و ربما يحظى بقصت شعر |
| Tek tahminim koca bir yarağın olduğu yoksa neden vaktini senin gibi bir salakla harcasın? | Open Subtitles | كل ما يمكنني افتراضه هو أنّك جيّدٌ في العلاقة الحميمة، لأنه ما من سببٍ آخر سيدفعها لإضاعة وقتها مع وغدٍ مثلك. |