| Efendim, bu Sessiz pervane sistemi... kolaylıkla başka bir şeyle karıştırılabilir-- | Open Subtitles | سيدي, إن ذلك المحرك الصامت قد يخطئ فهمه بأي شيء أخر |
| Resepsiyonist Sessiz alarma bastı, ve biz de tarayıcımızla alarmı aldık. | Open Subtitles | قام الموظف هنا بضغط زر الإنذار الصامت وقمنا بالتقاطه عبر أجهزتنا, |
| Herhangi bir şey olursa telsizle bildir. Bunun haricinde Sessiz kalıyoruz. | Open Subtitles | إذا حدث أي شيء هاتفني لاسلكياً ما عدا ذلك نلتزم الصامت |
| Peki, ama beni hatta beklet ve sakın sessize alayım deme. | Open Subtitles | حسناً , أتركني على الخط ولا تضعه على الصامت |
| Tekrar ediyorum. Sessiz yürütme. Bir sonraki emre kadar OSB'de kalın. | Open Subtitles | اكرر الابحار الصامت استمروا علي 0 سبيك برافو حتي اشعار اخر |
| Kronik ses kısıklığı Sessiz tiroidit olgusu adı verilen bir rahatsızlığın belirtisidir. | Open Subtitles | صوت أجش بشكل مزمن هو عارض لحالة تسمى لمرض الغدة الدرقية الصامت |
| Deniz kenarında harika yeri olan Sessiz ortak sen misin? | Open Subtitles | الشريك الصامت الذي يمتلك ذلك المكان المائي هو أنت ؟ |
| AD: Ve o pencerenin dışından kaydedilen Sessiz videodan kurtarmayı başardığımız ses şöyle. | TED | وهذا ما أمكننا إستعادته من الفيديو الصامت الذي صورناه من الخارج من خلف تلك النافذة |
| Kişiliğim, görünürde Sessiz olan bir vücut içine gömülmüştü, güpegündüz bir koza içine gizlenmiş canlı bir zihin... | TED | شخصيتي كانت مدفونه داخل مايبدو الجسد الصامت ، عقل نابض بالحياة مخبأ داخل شرنقة على مرأى من الجميع. |
| En baştaki "sualtındaki Sessiz dünya" fikrine geri dönelim. | TED | فلنعد إلى فكرة العالم الصامت تحت الماء. |
| Gittiğim yerlerde Sessiz sakin kendiliğinden yerleşmiş dizaynlar buluyorum. | TED | إذاً، هناك نوع من التصميم الصامت أراه في الأماكن التي أذهب إليها |
| Sessiz ve steril asansörleri kullanmaya alışmış insanlar için bir anlık bir sürprizdir. | TED | فبالنسبة لأولئك الذين اعتادوا على استخدام المصعد الصامت والمعقم، فهذه لحظة مفاجأة. |
| Yani en iyi mimarinin Sessiz olduğu fikri benim hiçbir zaman ilgimi çekmedi. | TED | مرة أخرى وهكذا ، وأعتقد أن الفكرة القائلة بأن أفضل تصميم معماري هو الصامت لم ترق لي أبدا. |
| Şimdi, ilginç olan şu, o Sessiz videoyu çalıştırdığınızda, hala reklamlar çıkıyor. | TED | الآن، والمثير للاهتمام، لا زالوا يبيعون إعلانات لتلك الموسيقى، إذا لعبت الفيديو الصامت. |
| Bu film, " Altına Hücum " Sessiz filminin müzikli ve ilave diyaloglu uyarlamasıdır.. | Open Subtitles | هذه نسخة معدلة من الفيلم الصامت تم اضافة الموسيقي والتعليق الصوتي |
| Buzlu kuzeyin, Sessiz ve meçhul bu yerine, yalnız ve gözüpek bir altın arayıcısı erişti. | Open Subtitles | بعيدا نحو الشمال المتجمّد في أعماق المجهول الصامت جاء منقّب وحيد شجاع |
| Ayrıca pek çoğu, genel kanının aksine güçlü ya da Sessiz tipler değildir. | Open Subtitles | والكثير منهم ليس النوع القوي الصامت المتصور في العموم |
| Kimseyle konuşmuyorsun. Telefonunu asla sessize almazsın. | Open Subtitles | انت لاتتحدث مع احد انت لاتضع جهازك وضعية الصامت |
| Ve karısı o dilsiz çocuğa hamileyken onu terk etti. | Open Subtitles | هجر زوجته عندما كانت حامل بذلك الصامت الصغير |
| Bu susturucu gizli silah sayesinde az tanınan Satoh altın madalya kazandı. | TED | وبفضل هذا السلاح الصامت السري، حاز ساتوا غير المعروف على ميدالية ذهبية. |
| Kararı o veriyor, yani o suskun kişi. | Open Subtitles | الذي يجري معك فعلياً المقابلة هذا الشخص الصامت هو من في يده القرار |
| Bak dövme konusunda bana kızgın olduğunu filan biliyorum ama bu sessizlik biraz çocukça. | Open Subtitles | أنظر أعلم بأنك غاضب مني بسبب الوشم وكل شيء لكن هذا التعامل الصامت غير ناضج قليلاً |
| İçecek masasında Kyle duruyor, ...bu da jazz dinlerken sessizde futbol maçı izleyen Tim. | Open Subtitles | وهذا تيم والذي يشاهد كرة القدم على الصامت بينما يستمع لموسيقى الجاز |
| Barsakların fazla Sesi çıkmaz, daha çok hisleri vardır onların. | TED | انها الصوت الصامت الذي يؤثر على المشاعر |
| Bazen televizyonun sesini kapatıp benimleymiş gibi yapıyorum. | Open Subtitles | أحياناً أضع التلفاز على الوضع الصامت لأتظاهر أنها مازالت معي |