| Büyük şehirlerde pek çok şeyi kanıksarsınız. | Open Subtitles | في المدن الكبيرة، من السّهل إهمال الكثير من الأمور المُسَلّم بها، |
| Hayatımızda o kadar çok şeyi bitirmeden yarım bırakıyoruz ki. | Open Subtitles | نترك أشياء عديدة منقوصة في حياتنا. |
| Onu hapse girmekten kurtaramayan bir avukat hakkında anlatacak çok şeyi olmalı. | Open Subtitles | ربما لديه الكثير ليقول عن المحامية التى فشلت فى إبقاءه خارج السجن. |
| Pekala, üçünüzün konuşacak çok şeyi olduğunu biliyorum. | Open Subtitles | حَسناً، أَعْرفُ أن لديكم الكثير للتحدث بشأنه |
| Şimdi de Kralın kalesinde uyuyacaksınız. Bu adamların saklayacak çok şeyi var. | Open Subtitles | والأن أنت تنام بداخل قلعة الملك هذه الرجال لديها الكثير كي تُخفيه. |
| Tatlım, Ben benim hoşlanmadığım fakat babanın hoşuna giden... bir çok şeyi yaparım. | Open Subtitles | عزيزتي هناك اشياء كثيره افعلها لإسعاد ابيك مع اني لا احبها |
| çok şeyi unuttum. | Open Subtitles | لقد نسيت أشياءاً كثيرة |
| Sen ve Charlie'nin konuşacak çok şeyi olduğunu sanmıyorum. | Open Subtitles | لا يمكنني أن أتخيل أن هناك الكثير من الأمور بينك و بين تشارلي للحديث عنها |
| - Sana öğretecek çok şeyi var. - Evet. | Open Subtitles | لديها الكثير من الأمور لتعليمك إياها نعم |
| Annemin öğretemediği pek çok şeyi bana öğretti. | Open Subtitles | و هو يعلمني الكثير من الأمور الكثير من الأمور التي تعجز عنها الأم |
| Bir çok şeyi görebiliyorum. | Open Subtitles | أنت شفاف أرى أشياء عديدة |
| Onun kaybedecek çok şeyi var. | Open Subtitles | ولديه أشياء عديدة ليخسرها. |
| Öğrenecek çok şeyi var ama doğru yolda ilerliyor. | Open Subtitles | لديه الكثير ليتعلمه لكنه يسير في الطريق الصحيح إلى أين ؟ |
| Eminim bu sabah konuşacak çok şeyi vardır. | Open Subtitles | أراهن أن لديه الكثير ليتحدث عنه هذا الصباح |
| Tamam, arabayı sürmeyi teklif ederdim ama iki aşk kuşunun konuşacak çok şeyi olduğunu biliyorum. | Open Subtitles | حسنا اصغ بامكاني ان اعرض عليكم ان اقود ولكني اعلم انكم ياطيور الحب لديكم الكثير لتتحدثوا بشانه |
| Eminim siz ikinizin, konuşacak çok şeyi vardır. | Open Subtitles | أنا واثقة أن لديكم الكثير من الأخبار لتتبادلوها. |
| -Bu keşmekeşte küçük bir tatile ihtiyacımız var ve Hindistan'ın Batı'ya öğretecek çok şeyi var. | Open Subtitles | أظننا نحتاج إلى استراحة من سباق الجرذان و الهند لديها الكثير كي يتعلم منه الغرب |
| Senin sayende pek çok şeyi ilk defa yaptım. | Open Subtitles | انني اعمل اشياء كثيره لاول مره بسببك |
| Sayende pek çok şeyi anladım, Anto. | Open Subtitles | "أشياءاً كثيرة يا " آنتو |
| Hayatta pek çok şeyi bıraktığım gibi. | Open Subtitles | تماما كما فعلت مع معظم الأشياء في حياتي |
| Marka açısından baktığınızda pek çok şeyi doğru yaptılar. | TED | وبهذا فإنه من المنظور التسويقي، فقد حصلوا على أشياء كثيرة صحيحة. |
| Bu adam unutmaya çalıştığım pek çok şeyi geri getirdi. | Open Subtitles | أعادتْ رؤيةُ هذا الرجل أموراً كثيرة حاولتُ نسيانها. |
| - Evet. 16 yaşındayken pek çok şeyi istemiyordum, tamam mı? | Open Subtitles | أجل، لم أرغب بأشياء كثيرة حين كنت في الـ16 |