| Ve bence tiyatro tam olarak ışık ile hayatı iyileştirebileceğimiz bir yer. | TED | وأعتقد أن المسرح هو المكان الذي يقوم فيه الضوء حقاً بتعزيز الحياة |
| Açık okyanusta bir çok hayvan var -- birçoğu ışık yapabiliyorlar. | TED | هناك الكثير من الحيوانات في المحيط والعديد منها يمكنه انتاج الضوء |
| Ve tıpkı az önce gördüğünüz gibi, bu ışık bantlarını üretebilir. | TED | مثل هذا الذي ظهر الآن ويمكن ان يتنج حزماً من الضوء |
| Bu zarda veya sınırlarında, ışığı gerçekten elektriğe çevirebilen küçük proteinler bulunuyor. | TED | انها غشاء.. او رقاق يحوي بروتينات تستطيع تحويل الضوء الى سيالات كهربائية |
| Duvarın arkasında bir vitrin mankeni gizli, ve ışığı kapıdan sektireceğiz. | TED | وهناك تمثال مخفي وراء حائط وسنقوم بجعل الضوء يرتد عن الباب. |
| Dünyadan yansıyan ışığın bir kısmı deliğe düşer, fakat bir kısmı da mercek etrafından dönerek bize tekrar ulaşır. | TED | إن الضوء القادم من الأرض، يسقط بعضه في الثقب الأسود، لكن يرجع إلينا البعض بعد إلتفافه حول الثقب الأسود. |
| Ve bu ışık prototipini ilk kez burada herkesin içinde gösteriyorum. | TED | وانا اعرض هذا في العلن لاول مرة هذا موضِّح الضوء المرئي |
| Kabarcık sonradan ışık hızında yayılır, tüm uzayı doldurur ve Higgs alanını bildiğimiz halden yeni bir hale dönüştürür. | TED | بعد ذلك ستتمدد الفقاعة بسرعة الضوء, محتلة الفضاء كله, و محولة مجال هيقز من الحالة المعروفة الى الحالة الجديدة. |
| Sonradan anlaşıldı ki odadaki ışık normalde olduğundan biraz farklıymış. | TED | لقد تبين أن الضوء في تلك الغرفة كان مختلف قليلاً. |
| Ne zaman oğlumdan bir mektup alsam, hayal edebileceğiniz en karanlık yerde görülen bir ışık demeti gibi geliyordu. | TED | ومنذ مدة كنت أود الحصول على رسالة من ابني، كانت مثل شعاع من الضوء في أحلك مكان يمكن تخيله. |
| Eğer ışık bir dalgaysa, o zaman bir frekansı olmalı. | TED | إذا كان الضوء موجة، فإنه يجب أن يكون لديها تردد. |
| Sadece tek çeşit ışık varlayıcısına sahip olmak renkleri görme şansı tanımaz. | TED | وجود نوع واحد من مستشعرات الضوء لا يترك أي مجال لرؤية اللون. |
| Öyleyse her şey tamam, ışık bir dalgadır, değil mi? | TED | إذاً لقد اتفقنا .. الضوء ينتمي للموجات أليس كذلك ؟ |
| Bir elmayı görmek için ışık elmaya çarpıp gözlerinize geri döndürmeli. | TED | فلكي ترى تفاحةً، يجب أن يصدمها الضوء وينعكس عائداَ إلى عينيك. |
| Prekürsörleri çatıdaki bir PV hücresine, güneş hücresine püskürttüğünüzü ve bunun ışığı toplayan katmanlı bir yapıya kendini düzenlediğini düşünün. | TED | تخيلوا رش المواد الأولية على خلية كهروضوئية، على خلية شمسية، على سطح، وتركها لتتشكل ذاتياً إلى بنية طبقية تحصد الضوء. |
| Ama bu durum gözlerinizdeki retinaların da ışığı yakalamadığı anlamına gelir. | TED | لكن هذا يعني أن الشبكية في عينيك لا تلتقط الضوء أيضاً. |
| Kontak lens ve gözlükler kırılma sorunlarını düzeltmek için ışığı büker. | TED | تعمل النظارات والعدسات اللاصقة على انحناء الضوء لتعويض تلك الأخطاء الانكسارية. |
| Daha fazla ısındıkça, görünür ışığın tüm frekanslarını yayarak beyaza dönmeye başlar. | TED | وعند ازدياد التسخين، تتوهج باللون الأبيض فتنبعث منها جميع ترددات الضوء المرئي. |
| Bu aydınlık halka çekim kuvvetinin, ışığın dahi kaçamayacağı kadar büyük olduğu yerdeki kara deliğin çevresindeki sınırları açığa çıkarır. | TED | تكشف هذه الحلقة المشعة أفق الثقب الأسود، حيث تكون قوى الجاذبية كبيرة للغاية لدرجة أن حتى الضوء لا يستطيع الفرار. |
| Normal ışıktan daha yavaş hareket eden bir ışık fotonu yaptım. | Open Subtitles | لقد صنعتُ وحدة ضوئية التي أبطأت من سرعة سفر الضوء العادي |
| Bir makineydi fakat canlıydı. Şey gibi... dans pisti ışıkları gibiydi. | Open Subtitles | كانت ألة ولكنها كانت حية , كانت مثل هالة من الضوء |
| Çıkış kuyruğundaki ya da kırmızı ışıkta bekleyen insanlara bir bakın. | TED | فقط فكروا في الناس عند طابور الدفع أو عند الضوء الأحمر. |
| Birisinin hayatına ışıklar altında saldırıldığında neye maruz kaldığını biliyorsun. | Open Subtitles | وتعلمين ما يتكشّف حين يتم تسليط الضوء على حياة شخص |
| Muhtemelen bunun en iyi tarafı... ...akşam karanlığında yeryüzüne... ...alacakaranlığın siyahı düşer, ... ...ama hala yukarısı aydınlık ve parlaktır. | TED | وربما يظهر جمال هذا العمل عند الغسق قبل الفجر حين يذهب الشفق وتظلم الأرض ولا يزال الضوء يلمع في السماء |
| Ve bildiğiniz bir sonraki şey, ışıkla aktifleşebilen bir nörona sahip olduğunuz. | TED | وإذا بنا نحصل الآن على عصبون يمكن ان يتم تفعيله بواسطة الضوء |
| Bu bölgenin harekete geçirilmesi, kişiye içsel ışığını görme imkanı verir. | Open Subtitles | لأن تفعيل هذا المركز يسمح للشخص أن يرى الضوء من الداخل. |
| Kepler, yıldızların önünden gezegen geçtiği zaman oluşan, bize ulaşması gereken ışık miktarındaki hafif azalmayı ölçen bir uzay teleskobudur. | TED | كبلر هو تلسكوب فضائي يقيس الظلام الباهت للنجوم، عندما تمر الكواكب أمامهم، يحجب قليلًا من الضوء من الوصول إلينا. |
| Ama aşağıda güneyde çok özel bir statüye sahip küçük bir ışığa sahipti. | TED | بالرغم من ذلك ، هناك بعض الضوء في الجنوب لديه حالة خاصة جدا. |
| Tek istediğim Guiding Light'ın sonunu görmekti ama tıklamıyor. (Dizi 1952) | Open Subtitles | كل ما أريده هو مشاهدة نهاية الضوء المرشد" لكنها لا تعمل" |
| Toplanma diski x-ray ışığında güçlü bir şekilde parlar ve devasa manyetik alan materyali neredeyse ışık hızında uzaya yollayabilir. | TED | قرص التنامي يلمع بشدة في الأشعة السينية، ومجال مغناطيسي عملاق يمكن أن يطلق المادة في الفضاء بسرعة قريبة من سرعة الضوء. |
| Ses ve ışık dalgalarının frekans aralığında ki değişimde meydana gelen cismin size yaklaşması veya uzaklaşması durumunda oluşan etkileri benzerdir. | Open Subtitles | ، تمامًا مثل الموجات الصوتية تبدي موجات الضوء تغيرًا في التردد كلما تحرك الجسم الذي يبعثها مقتربًا منك أو مبتعدًا عنك |