| Benim babam ülkeyi bu hale getirmek için canını ortaya koydu. | Open Subtitles | لقد ضحى أبى بحياته ليجعل هذه البلد كما تراها |
| Babam ülkeyi bu hale getirmek için hayatını harcadı. | Open Subtitles | لقد ضحى أبى بحياته ليجعل هذه البلد كما تراها |
| Aileni yanında tutmak için milyonlarca şey yapabilirdin ama sen hemşire olmayı seçtin çünkü çocukları seviyorsun. | Open Subtitles | كان يمكن القيام بمليون شيء ليجعل منكِ مقربة لعائلتكِ ولكنكِ أخترتِ التمريض لأنكِ تحبين الأطفال |
| Fed'in ekonomimizi yalandan ayakta tutmak için her gün anlamsızca düşük fiyata sattığı milyarlarca dolar borç parayı mı yoksa daha çok kişisel türde bir borcu mu kastediyorsunuz? | Open Subtitles | أتقصدين مليارات الدورلات التي يبعيها الفيدراليون كل يوم بسعر بخس ليجعل من أقصادنا موهومًا بأنه قوي |
| Evet, prensip aynı deneyimi daha hoş yapmak için içine koydukları kum taneciği haricinde. | Open Subtitles | نعم القوانين نفسها ما عدا الرمل القليل الذي يوضع ليجعل التجربة اكثر متعة |
| Her şeyi daha iyi yapmak için bir şeyler düşünebilseydim keşke. | Open Subtitles | و اتمني لو استطيع ان افكر في شيء ليجعل كل هذا افضل |
| Yüzlerce dolarlık telefonları beş dolarlık oyuncak gibi göstermek için her şey var. | Open Subtitles | كل شيء ليجعل الهاتف الجوال الذي قيمته مئات الدولارات وكأنه لعبة بخمس دولارات |
| O halde bir haberi olduğundan fazla göstermek için de yalan söyler mi? | Open Subtitles | هل سيكذب ليجعل قصّة ما أفضل ممّا هي عليه ؟ |
| Bu durumu daha iyi bir hale getirmek için yapılabilecek hiçbir şey yoktu. | Open Subtitles | لا يوجد شئ يمكن عمله ليجعل هذا الموقف أفضل |
| Bu adayı çöpe atmak için politik hiçbir neden yok, ...ben de işleri duygusal olarak daha kolay hale getirmek için yapmacık olmayacağım. | Open Subtitles | لا سبب سياسي لترك هذه المرشحة و لن أدعي أن هناك سبب ليجعل الأمور سهلة عاطفيا |
| Gerçeği gizli tutmak için yeterince cep doldurdu. | Open Subtitles | لقد وضع ما يكفي من المال في الجيوب الصحيحة ليجعل هذه الحقيقة سراً |
| Kesin bu ya da gözü açık tutmak için genişletici bir spekulumdan olabilir. | Open Subtitles | بالتأكيد لا نستطيع الحُكم على ذلك. أو يمكن أن تكون من منظار ليجعل عينيها مفتوحة |
| Gözü açık tutmak için spekulum gibi bir aletden olmuş olabilir. | Open Subtitles | أو يمكن أن تكون من منظار ليجعل عينيها تبقى مفتوحة. |
| Şimdi, belki bu kadar önemli ne olabilir, hükümet istiyorum işe kız yapmak için kadar tehlikeli? | Open Subtitles | الآن ، ما قد يكون مهم جداً و خطير للغاية ليجعل الحكومة تعين الشقيقات ؟ |
| Sor bakalım bu arabayı kız gibi yapmak için para ister miymiş? | Open Subtitles | إسأليه هل يريد أن مبلغاً محترماً ليجعل هذه السيارة بلون أحمر الاسبوع المقبل؟ |
| Kendisini zengin yapmak için mücadele ediyor. | Open Subtitles | إنه يحارب ليجعل من نفسه غنيّاً. |
| Bu hiç mantıklı değil. Peki, katilimiz, bütün bu zahmete Jennsen'in ölümünü kaza gibi göstermek için girdi. | Open Subtitles | هذا لا يدخل الرأس قتالنا سار في كل هذه المشاكل ليجعل موت العميلة جنسين كحادثة |
| Birisi bu olayda İran'ı sorumlu göstermek için bayağı uğraşmış. | Open Subtitles | أحدهم تكبد الكثير من المتاعب ليجعل إيران تبدو مسؤوله عما حدث |
| Bunu çete işi gibi göstermek için. | Open Subtitles | ليجعل هذا يبدو كجزءٍ منْ عملية قتلٍ متعلقة بالعصابات |