| Kültürel girişimler ve tartışmalar yoluyla insanların biraraya gelmesine yardımcı olacak yeni düşünceleri tartışmak adına sizlere hoşgeldiniz diyorum. | TED | أرحب بكم على متنها لمشاركتنا و مناقشة الأفكار الجديدة عن كيفية جمع الناس معا من خلال المبادرات الثقافية والمناقشات. |
| Fakat şu anda sizinle takımımı bana danışmadan dağıtma nedenlerinizi tartışmak istiyorum. | Open Subtitles | لكنى أفضل الآن الحوار حول كيفية قيامك بحل فريقى دون أى مناقشة |
| Bu konuyu onunla tartıştık zaten bir de seninle tartışmak istemiyorum. | Open Subtitles | لقد خضت هذا النقاش معها مسبقا، ولا أريد خوضه معك مجددا. |
| Bu noktada tartışmak istediğim şey, kitapların bizim avucumuzda olmaları. | TED | لذلك ما أود الجدال حوله أن الكتب بمتناول يدينا |
| tartışmak istediğin sahici bir dedektif işi çıkarırsan haber verirsin. | Open Subtitles | و ابلغيني عندما يكون لديكي عمل تحقيق فعلي تريدي مناقشته |
| Ama bir kez piyasaların malların karakterini değiştiğini görünce, mallara nasıl değer vereceğimizle ilgili bu büyük soruları kendi aramızda tartışmak zorundayız | TED | لكن بمجرد رؤيتنا للاسواق تغيّر طبيعة السلع، ينبغي أن نناقش بعضنا البعض حول هذه الأسئلة الأكبر حول كيفية تقييم السلع. |
| Kuruldan söz etmişken, yarından sora bütçeyi tartışmak için toplanacağız. | Open Subtitles | بمناسبة الحديث عن المجلس سنعقد اجتماع مناقشة الميزانية بعد غد |
| Durumumu konuşmak istemiyorum ve durumumu seninle tartışmak en son istediğim şey. | Open Subtitles | ولا أريدك أن تناقش وضعي, وآخر شيء أريده هو مناقشة وضعي معك |
| Korkuyor ı, şu anda mr olduğunu tartışmak değil ı'm. Hartman. | Open Subtitles | أخشى أنه ليس بإمكاني مناقشة ذلك في الوقت الراهن، سيد هارتمان |
| Onların aktivizmlerinden bir araya gelme yeteneğini öğreniyorduk. Sadece problemleri tartışmak için değil çözümleri de tartışmak için. | TED | كنا نتعلم منهم عن أنشطتهم وقدرتهم على التكاتف، ليس فقط مناقشة المشاكل ولكن أيضاً لمناقشة الحلول. |
| Biz bu derin insani hedeflerin ne olduğunu tartışmak istiyor muyuz? | TED | هل نريد مناقشة ماهية الأهداف الإنسانية الأكثر عُمقاً؟ |
| bunlardan biri, yıllardır tartışmak hakkında düşünen biri olarak, on yıllar oldu artık, daha iyi tartışır oldum, | TED | و واحدة من الأحجيات هي أن مع تفكيري في النقاش خلال السنوات، أصبحت عقود الآن، تحسّنت في الجدال، |
| tartışmak anlamsız, Marian. Gözlerim açık gidiyorum. | Open Subtitles | لا فائدة من الجدال ، ماريان سأذهب إليه وأنا متيقظ |
| Ama Başbakan'ın tartışmak istediği tek şey kocanızın yeni meşgalesiydi. | Open Subtitles | كل ما أراد رئيس الوزراء مناقشته هو هواية زوجك الجديدة. |
| Dünyanın bu önemli sorunlarını tartışmak için onunla görüşme teklif etmeliydiniz. | Open Subtitles | يجب ان تطلب أجتماع معه... نحن نناقش أهم الأشياء فى العالم |
| Seninle ters düşmek de, bunu tartışmak da istemiyorum. | Open Subtitles | لا أريد أن أناقضك و لا أريد أن أناقش ذلك معك |
| Yaygara. tartışmak istermisin? | Open Subtitles | سقطة كبيرة هل تريدين الشجار حول هذا الامر؟ |
| - tartışmak için çok inatçısın. - İnatçı değilim. Sadece gerçekçiyim. | Open Subtitles | أنت عنيد جداً فى المجادلة لست عنيداً , انا صادق فقط |
| tartışmak yok. Yani, bu tecrübeyi hayatında bir kez yaşarsın. | Open Subtitles | لا نقاش ، أعني أن هذه تجربة لا تأتي إلا مرة واحدة طوال العمر |
| Tek yaptığımız durmadan tartışmak ve bu işimi etkilemeye başlıyor. | Open Subtitles | نحن نتجادل بلا توقف لقد بدأ الأمر يؤثر على عملي |
| Boş yere tartışmak yerine, bağışta söyleyeceğimiz düeti prova etmeye ne dersin? | Open Subtitles | ماذا لو نستبدل جدال لا فائدة منه بالتدرب على غنائنا الثنائي للحفل |
| (Kahkaha) Bu başlangıcın ardından, iki çok önemli sosyal eğilimi tartışmak istiyorum. | TED | بهذا التمهيد أبدأ بمناقشة أعمق إتجاهين إجتماعيين |
| tartışmak hayatımın önemli bir kısmı ve tartışmayı severim. | TED | إنه جزء مهم في حياتي، و أنا أحب أن أتجادل. |
| ve bu tartışmak için faydalı bir model değildir, ancak oldukça yaygın ve köklü bir modeldir. | TED | و هذا النموذج ليس مفيداً كثيراً للجدال لكنه نموذج شائع كثيراً و راسخ للجدال. |