| Bu uygunsuz gerçek şu ki yeterince hızlı bir ilerleme kaydedemiyoruz. | TED | الحقيقة المخجلة هي اننا لا نصنع تقدم سريع بما فيه الكفاية |
| "bak, Radha. bir ev yaptım" Gopal için de yeterince büyük. | Open Subtitles | إنظرى يا رادها بنيت بيت كبير بما فيه الكفاية لجوبال أيضا |
| Sadece merdivenlerimizle gittik ve fark ettik ki yeterince uzun değiller. | TED | وصلنا ومعنا سلالمنا فقط وادركنا انها لم تكن طويلة بما يكفي. |
| İnsan neslini iyileştirmeye biraz uzağız. Şu andaki hedefimiz, bunu yapabilme şansını yakalayabiilmek için yeterince uzun yaşamayı garantilemek. | TED | نحن بعيدون من تحسين قدرات الناس. وهدفنا هو التأكد من أن لدينا فرصة للصمود بما يكفي لفعل ذلك ربما. |
| Banka bu kadar parayı tutmak için yeterince güvenli mi? | Open Subtitles | تعتقد ان المصرف آمن كفاية لدرجة يحتوي كل هذا المبلغ |
| Çok şükür zamanı gelince yeterince katırımız ve askerimiz var. | Open Subtitles | عندنا بغال كفاية ، ورجال بنادق لحراستهم عندما يحين الوقت |
| yeterince çalıştı. Ayrıca o yaşlı ve sahip olduğum yegâne şey. | Open Subtitles | لقد استخدم بما فيه الكفاية إنه عجوز، إنه كل ما أملك |
| Bazen seni hiç yeterince sevememişim gibi geliyor... ya da çocukları. | Open Subtitles | أحيانا أشعر وكأنني لم أحبك أبدا أو الأطفال بما فيه الكفاية |
| Kızım yeterince büyüdüğünde onu " Courtesan " yapmanı istiyorum. | Open Subtitles | عندما تكبر بنتي بما فيه الكفاية أريدك أن تجعلينها مومساً |
| Tekrar birleşmek için yeterince küçük, ama ışık hızına yakın hızlarda hareket ediyorlar. | Open Subtitles | صغير بما فيه الكفاية لاعادة الاكتمال لكن التحرك في سرعة تقارب سرعة الضوء |
| Belki yeterince güzel değilim veya bunun gibi aptalca bir şey. | Open Subtitles | ربما لم أكن جميلة بما يكفي أو سبب غبي مثل هذا |
| Onu bulacağın tek yer ringdir. Ve bunun içinde yeterince iyi değilsin. | Open Subtitles | الطريقة الوحيدة لتجده هي داخل الحلبة و انت لست جيدا بما يكفي |
| yeterince uzun bir zaman çizgisinde sağ kalma oranı herkes için sıfıra düşer. | Open Subtitles | مرحباً علي مدي زمني طويل بما يكفي معدل النجاه لكل شخص ينخفض للصفر |
| Ve senin davaların da mahkeme için yeterince kuvvetli değiller. | Open Subtitles | وأياً من تلك القضايا ليست قوية كفاية للمحكمة، تعرف ذلك |
| Fırında makarna yeterince peynirli olmadığı için Kenny sinir krizi geçirdi. | Open Subtitles | كينى جاتله نوبة غضب عشان المكرونة بالجبنة ماكانش فيها جبنة كفاية |
| Selam, futbol kahramanım. Şimdi sana yeterince çekici gelir miyim? | Open Subtitles | كيف حالك يابطل الكرة هَلْ أنا جذّابة كفاية لَك الآن؟ |
| Hayır. Onlardan hapishanede yeterince gördüm. Bırak dırdırı, yoksa canını acıtırım. | Open Subtitles | رَأيتُ الكثير مِنهن في السجنِ ، توقف عن مُضايقتي أو أُؤذيك |
| Birleşik Devletlerde yeterince kaldın. En az benim kadar Amerikalı sayılırsın. | Open Subtitles | حسناً , انت قضيت الوقت الكافي في الولايات انت امريكي مثلي |
| Çünkü şu anda başımı ağrıtan yeterince şey var zaten. | Open Subtitles | لأنني لدي مايكفي من صداع الرأس الآن كما هو الحال |
| bunun için yemin edebilirdim... bu aptalla yeterince zaman kaybettik. | Open Subtitles | ولكني أقسمت على لقد أهدرنا وقتاً كافياً على هذا الأحمق |
| yeterince deneyimli değil. Bu ata daha deneyimli bir jokey lazım. | Open Subtitles | هو ليست لدية التجربة الكافية وهذا الحصان يريد فارس لدية الخبرة. |
| Onun için yeterince iyi miyim bilmiyorum ama senin olmadığına eminim. | Open Subtitles | انا لا اعرف إن كنت كفئآ لها بما يكفى ولكناعرفانكلست كذلك. |
| - yeterince zenginim. Ben sadece kendi tersanemi istiyorum. Küçük kaygan şeyler. | Open Subtitles | انا ثري بما فيه الكفايه انا فقط اريد ان اتحكم في سفني |
| Bu Roma'da iyi olabilirdi ama şimdi yeterince iyi değil. | Open Subtitles | هذا سوف يكون جيد كفايه بروما,لكن هنا لن يكفي |
| Bunun şakası yok, çünkü yeterince güçlü değilseniz yaralanabilirsiniz, anlaşıldı mı? | Open Subtitles | تعاملوا بجدية، يمكن أن نُصاب بمكروه إذا لم نكن أقوياء كفايةً |
| Çok pis odalardaki adamların sarf ettiği pis kokulara yeterince katlandım. | Open Subtitles | اكتفيت من التنقل بين غرفٍ قذرة تفوح برائحة إفرازات الرجال القذرة |
| Ortalık yeterince karışırsa, Miller'la benim içeri girme şansımız olur. | Open Subtitles | واذا حدثت فوضى كافيه ستكون لدى انا وميلر فرصه للاقتحام |
| İstemem, sağol. Bugün ondan yeterince aldım. | Open Subtitles | لا, شكراً لقد جربتُ من ذلك اليوم ما يكفيني |