| O bir dostum değil, o Yaşlı bir... Eski akıl hocası, aslında. | Open Subtitles | .. إنه ليس صاح ، إنه شيخ مرشدي السابق ، في الحقيقة |
| Ancak, bizim bugün memnun olacağımız bir şekilde gerçeklerden kaçış değil bu. | TED | إنه ليس هروبًا من الواقع قد يشعرنا بالسعادة اليوم، على أية حال. |
| Rool, seni aptal. Onun Her şeyi bilmesine gerek yok | Open Subtitles | روول أيها الأحمق إنه ليس بحاجة الى معرفة كل شيء. |
| Bu o değil. Bizim aradığımız kişi bir karıncaya benziyor. | Open Subtitles | إنه ليس هو, الشخص الذي نبحث عنه يبدو مثل النمله |
| Ayrıca, tek yaptığım değildir. Ben kulüp var , ben arkadaşlarım var. | Open Subtitles | بالإضافة ، إنه ليس كل ما أفعله لدي النادي ، لدي أصدقاء |
| - Sorun değil, senin hatan değildi. - Başka şansım yoktu. | Open Subtitles | لا توجد مشكلة ، إنه ليس خطئك لم أملك خياراً آخر |
| Yaptığın her şeyi takdir etmediğimden falan değil çünkü ediyorum. | Open Subtitles | إنه ليس وكأنني لا أقدّر كل ما تفعلينه. لأنني أقدّر |
| Bu ebeveynelerinin ya da öğretmenlerinin onlara söylediği bir şey değil. | TED | إنه ليس الأمر الذي يخبرهم به والديهم، أو يخبرهم به مدرسيهم. |
| Pekala. Parti kılık kıyafeti açısından başarılı çalışmalarından biri değil. | Open Subtitles | حسنا ، إنه ليس أفضل أوقاتك للذهاب فيه إلى حفلة |
| Mike bir suçlu değil, o yüzden başka bir nedeni olmalı. | Open Subtitles | إنه ليس بمجرم لذا لا شك أن الأمر يتعلق بشيء آخر |
| Buna gözün gibi bakmalısın. Oyuncak değil o, çok değerli. | Open Subtitles | عليك الاهتمام بهذا العقد إنه ليس بلعبة, إنه قيّم للغاية |
| Köle değil o. Benim malım değil ki sana vereyim. | Open Subtitles | إنه ليس عبدا ، أنا لا أمتلكه حتى أعيده لك |
| O Musevi değil. Bu adamların nasıl insanlar olduğunu biliyor muydun? | Open Subtitles | إنه ليس يهودياً، أتعرفين كيف يعيشون هؤلاء الناس أتعرفين كيف يبدون؟ |
| Bu bir cilt rengi değil, bu bir yaşam tarzı, Brian. | Open Subtitles | إنه ليس فقط لون بشرة .. إنه أسلوب حياة .. براين |
| O Uzay Polisi değil! Düşmanla savaşmıyor, lazer silahı yok ve de uçamıyor! | Open Subtitles | إنه ليس حامى الفضاء إنه لا يحارب الأشرار أو يطلق الليزر أو يطير |
| O Uzay Polisi değil! Düşmanla savaşmıyor, lazer silahı yok ve de uçamıyor! | Open Subtitles | إنه ليس حامى الفضاء إنه لا يحارب الأشرار أو يطلق الليزر أو يطير |
| Bak, buralarda uyuşturucu etkisinde araba kullanmaktan ceza alan ilk o değil. | Open Subtitles | اسمعي، إنه ليس أول شخص هنا يواجه تهمة القيادة تحت تأثير الكحول |
| o değil ki, yan dairede oturan adam. | Open Subtitles | إنه ليس هو وإنما هذا هو الرجل في الغرفة التالية |
| Kendisi kötü haberleri pek iyi karşılayan bir tip değildir. | Open Subtitles | إنه ليس من النوع الذي يتقبل الأخبار السيئة بشكل بسيط. |
| Sistemine giriş yapmak çok bilgelik isteyen bir şey değildi. | Open Subtitles | إنه ليس متطور بشكل كافي لكي يتيح لنا الدخول للشبكة |
| Umut falan değil, bir yalan ve ikimizin de ölümüne sebep olacak. | Open Subtitles | إنه ليس الأمل , انها كذبه و سوف تنتهي بنا الإثنان مقتولين |
| Bu iyi bir şey değil ve verimsiz yanmadan kaynaklanıyor, yanmanın kendisinden değil. | TED | إنه ليس شئ جيد، وأنه من الإحتراق غير الفعال، وليس من الإحتراق نفسه. |
| Çünkü o tür biri değil. Bir adım geri çekilip düşünelim. | Open Subtitles | إنه ليس من هذا النوع فلنرجع للوراء و نفكر بهذا قليلاً |
| - Aptal. Orda değil ki. - Ben gemiyi arıyorum. | Open Subtitles | يا غبي ، إنه ليس فوق إنني أبحث عن المركبة |
| Sana karşı dürüst değilim, ve ne yaptığımı da bilmiyorum. | Open Subtitles | إنه ليس عادلاً بالنسبة لكِ وأنا لا أعرف ما أفعل |
| Çok akıllı biri değil ama işin o kısmında fena sayılmaz. | Open Subtitles | نعم، إنه ليس بذلك الذكي ولكنه جار جيد في الشقة المجاورة |