| San Fransisco'da bir dükkanda bulduğu Coltrane CD'lerini de getirdi. | Open Subtitles | وأحضر مع بعض اسطوانات كولتران والتى وجدها بمتجر بسان فرانسيسكو. |
| Bir şey olmadan önce AJ onları bulduğu için çok şanslıyız. | Open Subtitles | أنت محظوظ أن آي جاي وجدها قبل أن يحصل شيء آخر |
| Max'in kurbanın kafa derisinde bulduğu cam kırıklarıyla tıpatıp uyuşuyor. | Open Subtitles | هذا بالتأكيد الزجاج نفسه الذي وجده ماكس في جمجمة الضحية |
| Vahşi bir hayvanın içeriye bir yol bulduğu çok açık. | Open Subtitles | من الواضح ان هناك حيوان متوحش وجد طريقه الى الداخل |
| O, ceketinde bulduğu saç tellerine DNA testi yapan kız değil miydi? | Open Subtitles | أهي تلك التي قامت بأجراء فحص للحمض النووي الذي وجدته على سترته؟ |
| Onun bir odada bulduğu olaylar için bazı psikologlar 40 farklı yer geziyor. | Open Subtitles | يجب على بعض الأطباء النفسيين الذهاب الى 40 مصحة ليجدوا كل هذه الحركة التى وجدتها فى هذه الغرفة |
| Onlar, bu topluluğun bulduğu şeyleri doğrulamaya başladılar. | TED | لقد بدأوا في تأكيد الأشياء التي وجدها المستكشفون. |
| Günlüğünde Klausenberg'de bulduğu kadından bahsediyor ya. | Open Subtitles | لقد قرأت فى مذكراتة عن السيدة التى وجدها فى كلوسنبرج |
| Kızın kolunda bulduğu tel evde kullanılan türden. | Open Subtitles | آثار الخيوط التي وجدها بأعلى ذراعها هي من نوع مألوف: |
| Çünkü Gelfand'ın bulduğu da şuydu, bazı şeyler fazla esnek olduğu zaman insanlar yapıyı ve düzeni arzuluyorlar. | TED | لأن ما وجده غيلفند هو أنه عندما تكون الأمور فضفاضة جداً، فإن الناس يتوقون إلى النظام والبنية. |
| Ama itici kendini beğenmişlik, Kralın en sevimsiz bulduğu davranıştır. | Open Subtitles | هذا لطف منك جلالتك لكن موقف إعتلاء مٌغضب وجده الملك غير جميل بالمرة |
| Hayır, çünkü bulduğu her şey Bob'la ilgiliydi, benimle değil. | Open Subtitles | كلا لم يفعل ، لأن ما وجده كان بخصوص بوب ، وليس انا |
| Orada bulunan bütün dedektifler, kimlerin arama yaptığı, uyuşturucuyu kimin bulduğu. | Open Subtitles | كل محقق كان هناك من فتش الغرفة من وجد المخدرات ؟ |
| Babamın dolap için gerekli tahtayı bulduğu... büyülü ormanı biliyorum. | Open Subtitles | أعرف البستان المسحور حيث وجد والدي الخشب لصناعة الخزانة الأصليّة |
| Ve bulduğu şu oldu: Tüm dünyada yemek pişirmede odun yerine kömür yakıldığında, | TED | وقد وجد بأنه في جميع انحاء العالم, يمكنك أن تمنع مليون حالة وفاة باستبدال الحطب بالفحم |
| O en iyimizdi. Ve bende ne bulduğu konusunda hiçbir fikrim yok. | Open Subtitles | لقد كانت أفضلنا، وليس لدي أدنى فكرة ما الذي وجدته فيّ |
| Bana alan jeneratörünü bulduğu söyle. Alan jeneratörünü buldum. | Open Subtitles | أخبرنى أنك وجدت مولد حقل الطاقة لقد وجدته |
| Deb'in hastanede bulduğu kamerada kayıtlıydı. | Open Subtitles | كانت في الكاميرا التى وجدتها في المستشفى |
| Biz artık senin gibi insanların bulduğu binlerce şeyi alıp onları Peru'da çalışan arkeologlarla paylaşmaya başladık. | TED | لقد بدأنا الآن اتخاذ الآلاف من الميزات التي عثر عليها الناس مثلك ونحن نشاركها مع علماء الآثار الذين يعملون في بيرو. |
| Paco'nun Chantal'ımı büyüleyici bulduğu... - ...bir çeşit sır mı? | Open Subtitles | هل يعتبر هذا سرًا عندما يجد باكو أن زوجتي شانتال ساحرة؟ |
| Benim tek bildiğim devletin bir yolcu üzerinde yüklü miktarda para bulduğu. | Open Subtitles | كلّ ماأعرفهُ أن الحكومة عثرت على حزمةٍ كبيرةٍ من النقود عند مسافر. |
| Demek istediğim Ray'in kendisi için özel olan birini bulduğu için şanslı olduğuydu. | Open Subtitles | أنا فقط عَنيتُ الذي راي كَانَ محظوظَ في الحقيقة بأنّ وَجدَ ذلك شخص ما الخاصِّ لَهُ. |
| Einstein'ın bulduğu şey, kütleçekimi ileten vasıtanın, uzayın kendisi olduğuydu. | TED | إكتشف أينشتاين بأن الوسط الذي ينقل قوة الجاذبية هو الفراغ نفسه. |
| Burke seni Dominikte bulduğu zaman, bu konu üzerinde çalışıyordu. | Open Subtitles | عندما وجدك بيرك في جمهورية الدومينيكان كان يعمل على هذا |
| Hatırladığım ilk şey, kardeşinin ve adamlarının beni bulduğu. | Open Subtitles | أول شئ أتذكره هو عندما وجدني أخوكِ و فريقه . . |
| Ancak bulduğu şey, bilim dünyasında devrim meydana getirdi. | TED | وما اكتشفه سبّب بالفعل ثورة في مجال العلوم. |
| Kadının biri beni acayip çirkin bulduğu için surdan aşağıya attı, sonra da, kuduz bir köpeğin saldırısına uğradım. | Open Subtitles | دفعتني امرأةٌ من فوق السور لأنها وجدتني قبيحاً بشكلٍ بشع ثم هاجمني كلبٌ مسعور, هل رضيت الآن؟ |
| Tüm araziyi kazıp bulduğu her şeyi benimle paylaşmak istiyor. | Open Subtitles | يريد أن يحفر الأرض و يقتسم معي كل ما يجده |